HMK m. 145'in gerekçesinde, sonradan delil sunulmasına izin verilmesinin 'hukukî dinlenme hakkının tabiî bir sonucu' olduğu belirtilmiştir. Bu ifade, HMK'nın benimsediği katı süre kuralları ile nasıl bir denge kurmaktadır? Hukuki dinlenilme hakkı, delil sunma sürelerinin tamamen göz ardı edilmesi anlamına gelebilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #307591

HMK m. 145'in gerekçesindeki bu ifade, kanunun katı usul kuralları ile adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı arasında bir denge kurma çabasını yansıtmaktadır. Delil sunma süreleri, yargılamanın makul sürede ve düzenli bir şekilde ilerlemesi için gereklidir (usul ekonomisi). Ancak bu sürelerin çok katı uygulanması, tarafın kusuru olmaksızın elinde olmayan nedenlerle bir delili sunamaması durumunda, o tarafın iddia veya savunmasını ispat etme hakkını elinden alabilir. Bu da hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali anlamına gelir. HMK m. 145'teki istisna, işte bu dengeyi kurar. Tarafın, delili süresinde sunamamasının kendi kusurundan kaynaklanmadığını (örneğin delilin yeni ortaya çıkması, resmi bir makamdan geç gelmesi) veya delili sunmanın yargılamayı geciktirme amacı taşımadığını (örneğin tahkikatın başında hemen sunulması) ispatlaması halinde, mahkeme bu delile izin vererek hukuki dinlenilme hakkını korur. Ancak bu, sürelerin tamamen göz ardı edileceği anlamına gelmez. Kural, sürelere uyulmasıdır; istisna ise ancak haklı bir nedenin varlığı halinde ve mahkeme kararıyla uygulanabilir. (HMK m. 145 ve gerekçesi)