6284 sayılı Kanun'un 20/2. maddesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na 'gerekli görmesi halinde' davalara katılma hakkı tanımıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu, bu hükmün mahkemelere 'davayı Bakanlığa bildirme' (ihbar) zorunluluğu yükleyip yüklemediğini nasıl karara bağlamıştır? Kurul'un, 6284 sayılı Kanun ile katılma hakkı veren diğer özel kanunlar (örn: 5607, 5411 sayılı Kanunlar) arasında yaptığı karşılaştırmanın bu karardaki rolü nedir?
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 13.12.2019 tarihli ve 2019/6 E., 2019/7 K. sayılı kararında, 6284 sayılı Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili ceza davalarında, kovuşturma evresinde mahkemenin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nı davadan haberdar etme zorunluluğu bulunmadığına karar vermiştir. Kurul, bu sonuca ulaşırken şu temel gerekçelere dayanmıştır: 1) Özel Kanunlarla Karşılaştırma: Kanun koyucunun, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 3628 sayılı Kanun gibi kurumlara katılma hakkı tanıdığı diğer özel kanunlarda, davadan haberdar etme (ihbar) yükümlülüğünü açıkça düzenlediğini tespit etmiştir. 6284 sayılı Kanun'da böyle bir ihbar yükümlülüğüne yer verilmemesi, kanun koyucunun 'bilinçli bir tercihi' olarak kabul edilmiştir. 2) Bakanlığın Erken Haberdar Olması: 6284 sayılı Kanun'un 7. ve 10. maddeleri ile ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca, kolluk birimlerinin şiddet olaylarını henüz soruşturma aşamasındayken Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri'ne (ŞÖNİM) bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu merkezler de Bakanlığa bağlı olduğundan, Bakanlık zaten kovuşturma başlamadan olaylardan haberdar olmakta ve katılma konusundaki takdir hakkını kullanma imkanına sahip olmaktadır. Bu nedenle mahkemeye ayrıca bir ihbar yükümlülüğü getirilmemiştir. (YİBGK, E. 2019/6, K. 2019/7)