TCK m. 211, 'bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi' amacıyla işlenen belgede sahtecilik suçunda ceza indirimi öngörmektedir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2017/4105 E. sayılı kararında, taraflar arasında kira ilişkisi olduğunu gösteren başka delillerin varlığı karşısında, sahte kira sözleşmesi düzenleme eyleminin TCK m. 211 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu indirimin uygulanabilmesi için 'gerçek bir durumun' veya 'hukuki bir ilişkinin' varlığının kesin olarak ispatlanması şart mıdır, yoksa failin bu durumun varlığına iyi niyetle inanması yeterli midir? Karar ışığında bu unsuru yorumlayınız.
TCK m. 211'de düzenlenen daha az cezayı gerektiren halin uygulanabilmesi için, kanıtlanmak istenen 'hukuki ilişki' veya 'gerçek durum'un objektif olarak varlığının ispat edilmesi zorunlu değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, failin iyi niyetle bu durumun veya ilişkinin doğruluğuna inanarak hareket etmesi yeterlidir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2017/4105 E. sayılı kararında da bu yaklaşım görülmektedir. Kararda, sanık aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının reddedilmesi ve yine sanık aleyhine kira tespit davası açılmış olması gibi olgular, taraflar arasında fiili bir kira ilişkisinin varlığına dair güçlü karineler olarak değerlendirilmiştir. Sanığın, bu fiili durumu hukuken belgelemek amacıyla sahte bir kira sözleşmesi düzenlemesi, tamamen hayali bir ilişki yaratmaktan farklıdır. Burada amaç, kamu güvenini sarsmaktan ziyade, mevcut olduğuna inanılan bir hakkı veya durumu ispatlamaktır. Dolayısıyla, TCK m. 211'in uygulanması için mahkemenin, 'gerçek bir durumun' varlığına dair failin inancının makul ve iyi niyetli olup olmadığını değerlendirmesi gerekir. Somut olaydaki gibi, taraflar arasında bir kira ilişkisinin varlığını gösteren diğer hukuki süreçler ve deliller, failin bu inancını destekler ve TCK m. 211'in uygulanmasını gerektirir. (Bkz: Yargıtay 11. Ceza Dairesi E: 2017/4105, K: 2018/241)