Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 07.10.2020 tarihli, 2018/2225 E. sayılı kararında, sahte içkiyi satan sanıkların eylemi 'olası kastla öldürme', ancak bu içkiyi teknede misafirlere 'ikram eden' ve sahte olduğunu bilmeyen tekne sahiplerinin eylemi ise 'suç oluşturmaz' olarak değerlendirilmiştir. Bu iki fail grubu arasındaki sorumluluk farkının temelini, 'suçun manevi unsuru' (kast/taksir) ve 'öngörülebilirlik' kavramları üzerinden açıklayınız. Tekne sahiplerinin, ucuza aldıkları içkinin sahte olabileceğini öngörmeleri gerekmez miydi? Bu durum en azından taksirli sorumluluklarını gerektirmez mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #30733

Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin kararındaki sorumluluk farkı, faillerin 'bilgi seviyesi' ve buna bağlı olarak 'öngörebilme yükümlülüğü'ndeki farklılığa dayanmaktadır. 1. **Sahte İçkiyi Satan Sanıklar (Olası Kast):** Bu gruptaki failler, içkilerin sahte olduğunu ve metil alkol içermesi nedeniyle ölümcül olabileceğini 'bilerek' veya 'öngörerek' hareket etmektedirler. Yargıtay, bu bilgiye rağmen içkileri satmalarını, ölüm neticesini 'kabullenme' olarak yorumlamış ve olası kastla sorumlu tutmuştur. Onlar için sonuç öngörülebilir ve bu öngörüye rağmen risk alınmıştır. 2. **İkram Eden Tekne Sahipleri (Sorumsuzluk):** Bu gruptaki faillerin durumu ise farklıdır. Yargıtay, 'sahte üretim olduklarını ve sağlığa zararlı olduklarını bilmedikleri yönündeki savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı' gerekçesiyle beraatlerine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu kabulün temelinde şu yatar: - **Kastın Yokluğu:** Sanıkların içkinin sahte olduğunu bildiklerine dair yeterli delil yoktur. Dolayısıyla doğrudan veya olası kastları bulunmamaktadır. - **Taksir ve Öngörülebilirlik:** Taksirli sorumluluk için neticenin 'öngörülebilir' olması gerekir. Tekne sahiplerinin, fatura karşılığı aldıkları, etiket ve bandrolleri bulunan ve kendilerine TAPDK belgeleri gösterilen içkilerin, öldürücü derecede zehirli metil alkol içerdiğini öngörmeleri beklenemez. Her ne kadar ucuza almış olsalar da, bir ürünün ucuz olması onun doğrudan ölümcül olduğu anlamına gelmez. Ortalama bir insanın, bandrollü, etiketli bir ürünü, sırf ucuz diye, insanları öldürecek bir zehir içerdiğini öngörmesi hayatın olağan akışına aykırı görülmüştür. Öngörülebilir olmayan bir neticeden dolayı taksirli sorumluluk da doğmaz. Dolayısıyla Yargıtay, bu gruptaki failler için 'öngörülebilirlik' unsurunun gerçekleşmediği, bu nedenle ne kasten ne de taksirle bir suçun oluşmadığı sonucuna varmıştır. 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi de bu sonucu desteklemektedir. (Bkz: Yargıtay 1. Ceza Dairesi E: 2018/2225, K: 2020/2241)