Metinde, 6352 sayılı Kanunla TCK m.257'de yapılan değişiklik sırasında, görevi kötüye kullanma ve ihmal suçlarının cezasının 'garip bir şekilde' azaltıldığı ve bunun suç-ceza dengesini bozduğu eleştirisi yapılmaktadır. Bu eleştirinin temelinde yatan ceza hukuku ilkeleri nelerdir?
Bu eleştirinin temelinde yatan ceza hukuku ilkeleri şunlardır: 1) Orantılılık (Ölçülülük) İlkesi: Bu ilke, işlenen suçun ağırlığı ile öngörülen ceza arasında adil ve makul bir denge (orantı) olmasını gerektirir. Kamu idaresinin güvenirliği ve işleyişi gibi önemli hukuki yararları koruyan görevi kötüye kullanma suçunun cezasının, fiilin haksızlık içeriğiyle orantısız bir şekilde düşürülmesi bu ilkeye aykırıdır. 2) Caydırıcılık İlkesi: Ceza hukukunun temel amaçlarından biri, öngörülen yaptırımlarla potansiyel suçluları suç işlemekten caydırmaktır. Cezaların, suçtan elde edilecek yarara veya suçun yarattığı zarara göre çok düşük kalması, caydırıcılık fonksiyonunu ortadan kaldırır. Metinde, cezaların azaltılmasıyla, faillerin daha ağır suçlardan (zimmet, rüşvet) kurtulmak için fiillerinin görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmesini sağlamaya çalıştığı ve HAGB gibi lehe kurumlardan yararlanma imkanı bulduğu, bunun da caydırıcılığı azalttığı belirtilmektedir. 3) Adalet ve Eşitlik İlkesi: Benzer ağırlıktaki haksızlıklara benzer cezaların verilmesi adalet duygusunu pekiştirir. Cezaların orantısız şekilde düşürülmesi, kamu vicdanında adaletin tecelli etmediği algısını yaratabilir (Kaynak: gorevi-kotuye-kullanma-ve-zimmet-suclari).