Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/20798 E. sayılı kararında, davacının hizmet sözleşmesinin Basın İş Kanunu'na mı yoksa 4857 sayılı İş Kanunu'na mı tabi olduğunun belirlenmesi, HMK m.33 açısından neden hakimin görevi olarak kabul edilmiştir?
Bu durum, HMK m.33'teki 'hakim, Türk hukukunu resen uygular' ilkesinin tipik bir örneğidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığa hangi kanunun uygulanacağının tespiti, bir hukuki niteleme sorunudur. Davacı, davalı işyerinde bir internet gazetesinin editörü ve dergilerde yazı işlerinde çalıştığını iddia etmiştir. Bu görev tanımı, davacının 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun'a (Basın İş Kanunu) tabi bir 'gazeteci' olup olmadığı sorusunu gündeme getirir. Taraflar dava dilekçelerinde veya savunmalarında 4857 sayılı İş Kanunu'na dayanmış olsalar bile, hakim bu nitelemeyle bağlı değildir. Hakimin görevi, davacının yaptığı işin niteliğini, işyerinin vasfını ve diğer unsurları değerlendirerek, somut olaya uygulanması gereken doğru kanunu (Basın İş Kanunu mu, yoksa genel kanun niteliğindeki 4857 sayılı Kanun mu) kendiliğinden tespit edip uygulamaktır. Yargıtay'ın, mahkemenin uyuşmazlığı 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmesini hatalı bulması, hakimin bu resen uygulama görevini ihmal ettiğini göstermektedir (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-33-hukukun-uygulanmasi.html).