Bir hukuk davasında, yerel mahkeme kararını 10.01.2017 tarihinde vermiştir. Davalı vekili, kararı 17.02.2017 tarihinde tebellüğ etmiş ve 17.03.2017 tarihinde temyiz etmiştir. O dönemde yasal temyiz süresi 15 gün olmasına rağmen, mahkeme kararında temyiz süresini '1 ay' olarak göstermiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2017/3988 E. sayılı kararındaki çoğunluk görüşü ile karşı oy arasındaki temel fark, hakimin bu hatasının hukuki sonucuna ilişkin yaklaşımlarıdır. Bu iki yaklaşımı 'hukuki güvenlik' ve 'mahkemeye erişim hakkı' ilkeleri çerçevesinde karşılaştırınız.
Bu iki yaklaşım arasındaki temel fark, 'şekli kanunilik' ile 'hakkaniyet ve hak arama özgürlüğünün korunması' ilkeleri arasındaki gerilimde yatmaktadır. Çoğunluk Görüşü ('Hukuki Güvenlik' ve 'Şekli Kanunilik'): Bu görüş, kanunda yazan sürenin (15 gün) esas olduğunu ve hakimin hatasının bu yasal süreyi değiştiremeyeceğini savunur. Hukuki güvenlik, kanuni sürelerin herkes için aynı ve kesin olmasını gerektirir. Bu yaklaşıma göre, taraf ve vekili, kanuni süreyi bilmekle yükümlüdür ve mahkemenin hatasına güvenerek hareket etmesi kendi riskidir. Temyiz dilekçesi yasal 15 günlük süre geçtikten sonra verildiği için süreden reddedilmelidir. Karşı Oy Görüşü ('Mahkemeye Erişim Hakkı' ve 'Hakkaniyet'): Bu görüş, Anayasa m.36 ve AİHS m.6'da güvence altına alınan 'mahkemeye erişim hakkı'nı ön plana çıkarır. Hakimin, kanun yolu ve süresini doğru gösterme yükümlülüğü vardır (HMK m.297). Hakimin bu yükümlülüğe aykırı davranarak vatandaşı yanıltması durumunda, bu hatanın faturasının vatandaşa kesilmesi, mahkemeye erişim hakkının orantısız bir şekilde kısıtlanmasıdır. Bu yaklaşıma göre, vatandaşın mahkeme kararına güvenerek hareket etmesi korunmalı ve mahkemenin belirttiği süre içinde yapılan başvuru süresinde kabul edilmelidir. Bu, hakkaniyete daha uygun bir çözümdür (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-33-hukukun-uygulanmasi.html).