TCK m.123'te düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu şikayete tabi bir suçtur. Bu suçun, TCK m.105'te düzenlenen ve yine şikayete tabi olan cinsel taciz suçu ile birlikte işlenmesi durumunda (örneğin ısrarlı aramalar ve cinsel içerikli mesajlar) içtima kuralları nasıl uygulanmalıdır? Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2013/8229 E., 2015/7847 K. sayılı kararındaki yaklaşımı açıklayınız.
Bu durumda fikri içtima kuralları (TCK m.44) veya bileşik suç (TCK m.42) hükümleri gündeme gelir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında, sanığın mağdureye değişik zamanlarda birden fazla cevapsız çağrı bırakması ve cinsel taciz içerikli mesajlar göndermesi eylemi, bir bütün olarak 'zincirleme şekilde cinsel taciz suçu' (TCK m.105, 43) olarak kabul edilmiştir. Karara göre, kişilerin huzur ve sükununu bozma eylemi (ısrarlı aramalar), bu somut olayda cinsel taciz suçunun bir işleniş biçimi, yani onun bir 'unsuru' veya 'zorunlu bir parçası' haline gelmiştir. Bir başka deyişle, huzur ve sükunu bozma fiili, daha ağır bir suç olan cinsel taciz suçu içinde erimiştir. Bu nedenle, failin hem cinsel tacizden hem de kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan ayrı ayrı cezalandırılması, 'ne bis in idem' (aynı fiilden dolayı iki kez yargılama ve ceza yasağı) ilkesine aykırı olacaktır. Bu gibi durumlarda, en ağır cezayı gerektiren suçtan (cinsel taciz) hüküm kurulmalı ve TCK m.123'ten ayrıca ceza verilmemelidir. Bu yaklaşım, bileşik suç mantığına yakındır (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-123-kisilerin-huzur-ve-sukununu-bozma-sucu.html).