Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin bozma kararına karşı Daire Üyesi M. Albayrak'ın kullandığı karşı oyda, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir bir yaralama (TCK m. 86/2) sonucu ölüm meydana gelmesi halinde, failin sorumluluğunun genel hükümler (taksirle öldürme, TCK m. 85) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunulmuştur. Bu görüşe göre, ölüm neticesinin 'öngörülebilir' olmamasının sonuçları nelerdir? 'Versari in re ilicita' (hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır) anlayışının modern ceza hukukunda terk edilmesinin bu tartışmadaki yerini açıklayınız.
Daire Üyesi M. Albayrak'ın karşı oyu, modern ceza hukukunun temelini oluşturan 'kusur ilkesi' ve 'objektif sorumluluğun reddi' prensiplerine dayanmaktadır. Bu görüşe göre, TCK m. 87/4, TCK m. 86/2 kapsamındaki yaralamalara uygulanamayacağından, failin sorumluluğu genel hükümlere göre belirlenmelidir. Bu çerçevede, ölüm neticesinin 'öngörülebilir' olmamasının sonuçları şunlardır: Eğer bir fiilin (örn: hafif bir tokat) ölüm gibi bir sonuca yol açacağı, ortalama bir insan tarafından ve failin kişisel özellikleri de dikkate alındığında öngörülebilir değilse, faile bu sonuçtan dolayı taksirle dahi sorumluluk yüklenemez. Bu durumda 'kaza' veya 'tesadüf' söz konusudur ve fail sadece işlediği ve kastettiği temel suçtan (kasten yaralama) sorumlu tutulur, ölüm neticesinden sorumlu olmaz. Bu tartışmanın temelinde 'versari in re ilicita' (hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır) anlayışının terk edilmesi yatar. Bu eski kanonik hukuk anlayışı, bir kişinin hukuka aykırı bir fiile başladığında, bu fiilden doğan ve öngörülemeyen en ağır sonuçlardan dahi objektif olarak sorumlu tutulmasını öngörüyordu. Modern ceza hukuku ise 'kusur ilkesini' benimsemiştir. Buna göre, bir kişi bir neticeden sorumlu tutulabilmesi için, o neticeye ilişkin en azından taksir derecesinde bir kusuru (öngörebilme ve dikkat-özen yükümlülüğünü ihlal) olması gerekir. TCK m. 23 de bu ilkeyi yansıtır. Karşı oy, faili öngörülemeyen bir ölüm sonucundan sorumlu tutmanın, terk edilmiş olan 'versari in re ilicita' ilkesine geri dönmek ve objektif sorumluluğu kabul etmek anlamına geleceğini, bunun da ceza kanununun sistematiğine aykırı olacağını savunmaktadır. Bu nedenle, taksir sorumluluğunun ön şartı 'neticenin öngörülebilirliği'dir. (Bkz: Yargıtay CGK E: 2015/1254, K: 2018/354, Karşı Oy Gerekçesi)