Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/7-2097 E. sayılı kararında, usulüne uygun olmayan bir kesin süreye rağmen yargılama sırasında sunulmayan ödeme belgelerinin (bordrolar), temyiz aşamasında sunulması halinde dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumu, 'savunmanın genişletilmesi yasağı' ve 'borcu söndüren belge' kavramları çerçevesinde analiz ediniz. Temyiz aşamasında sunulan bir belgenin 'borcu söndüren' nitelikte olması, usul kurallarının katı uygulamasını neden ve nasıl esnetmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #30656

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/7-2097 E. sayılı kararı, yargılamanın her aşamasında maddi gerçeğe ulaşma amacı ile usul kurallarının katılığı arasında önemli bir denge kurmaktadır. Normal şartlarda, yargılama sırasında (özellikle kesin süreye rağmen) sunulmayan bir delil, temyiz aşamasında ileri sürülemez. Bu, savunmanın genişletilmesi yasağının bir gereğidir. Ancak HGK, bu kuralın 'borcu söndüren belge' (makbuz, ibraname, ödeme dekontu gibi) niteliğindeki deliller için bir istisnası olduğunu kabul etmektedir. Bu esnekliğin nedenleri şunlardır: 1. **Savunmanın Genişletilmesi Yasağının Aşılması:** Borcu söndüren bir belge sunmak, yeni bir savunma vakıası ileri sürmek veya mevcut savunmayı genişletmek olarak kabul edilmez. Çünkü davayı inkar eden davalının savunması, en başından beri borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. Ödeme belgesi, bu 'borç yoktur' savunmasını doğrudan ispatlayan bir delildir. 2. **Maddi Gerçeğe ve Hakkaniyete Üstünlük:** Bir borcun ödendiği halde, sadece usuli bir eksiklik nedeniyle tekrar ödenmesine hükmedilmesi, adalete ve hakkaniyete aykırı olur. Borcu söndüren belge, davanın esası hakkında kesin bir bilgi verir ve maddi gerçeği ortaya çıkarır. Bu durumda usul, maddi gerçeğin önüne geçmemelidir. 3. **Hakkın Kötüye Kullanılmasının Önlenmesi:** Alacağını tahsil etmiş bir alacaklının, sırf karşı tarafın usuli hatasından faydalanarak aynı alacak için dava açması ve kazanması, hakkın kötüye kullanılması teşkil eder. Borcu söndüren belgenin temyizde dikkate alınması, bu durumu engeller. Sonuç olarak, belgenin 'borcu söndüren' nitelikte olması, onun davanın temelini ortadan kaldıran ve maddi gerçeği doğrudan yansıtan bir delil olmasından kaynaklanır. Bu nedenle Yargıtay, bu tür belgelerin temyiz aşamasında dahi değerlendirilmesi gerektiğini kabul ederek, usuli katılığı maddi adalet lehine esnetmektedir. (Bkz: Yargıtay HGK E: 2017/7-2097, K: 2017/894)