Cinsel saldırı (tecavüz) suçunda 'failin dini duyguları istismar etmesi' halinin, mağdurun 'rızası'nın hukuki geçerliliğine etkisini ve bu durumun Yargıtay tarafından nasıl değerlendirildiğini açıklayınız.
Cinsel saldırı suçunda mağdurun rızası, fiili hukuka uygun hale getiren önemli bir unsurdur. Ancak, rızanın hukuken geçerli olabilmesi için kişinin özgür iradesiyle ve fiilin anlam ve sonuçlarını algılayarak verilmesi gerekir. Yargıtay, failin dini duyguları istismar etmesi yoluyla elde ettiği rızayı geçersiz kabul etmektedir. Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (Yargıtay 14.CD, 2014/1117 sayılı Kararı ile Onanmıştır) 'badelenme' olayı ile ilgili kararında, sanığın tarikat mensuplarının dini duyguları üzerinde hakimiyet kurarak, yapılanların Allah'a yaklaşmak amacıyla gerekli olduğuna inandırması ve bu şekilde dini duygu ve inançlarını kötüye kullanması incelenmiştir. Mağdurların ortam, dini bilgisizlikleri ve sanığın söylemleri nedeniyle gerçek iradelerini ortaya koyamadıkları, aldatıldıkları ve sanığın yalnızca cinsel arzularını tatmin etmek için hareket ettiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, hukuken geçerli bir rızanın varlığından söz edilemeyeceği ve 'Nitelikli Cinsel Saldırı' suçunun (tecavüz suçu) kanıtlandığı kabul edilmiştir. Bu karar, iradeyi sakatlayan bir neden olarak dini istismarın, görünürdeki rızayı hukuken hükümsüz kıldığını açıkça ortaya koymaktadır (barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/cinsel-saldiri-sucu-sarkintilik-ve-tecav%C3%BCz-sucu-cezasi.html, Mağdurun Dini Duygularını Kullanmak Suretiyle Cinsel Saldırı (Tecavüz) Suçu).