FETÖ/PDY terör örgütü davalarındaki 'ankesörlü/sabit hattan arama' delilinin hukuki ispat gücüne ilişkin 'yegane delil', 'belirleyici delil' ve 'yan/tamamlayıcı delil' kavramları arasındaki tartışmayı irdeleyiniz. Bu tartışmanın 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesiyle nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu açıklayınız.
FETÖ/PDY davalarında ankesörlü aramalar, örgütün gizli iletişim yöntemi olarak kabul edilmekle birlikte, ispat gücü konusunda önemli bir tartışma mevcuttur. Makale, delilleri ispat gücüne göre 'yegane', 'belirleyici', 'yan' ve 'tamamlayıcı' olarak sınıflandırır. Yegane delil, tek başına mahkumiyet için yeterli olan, şüpheyi yüzde yüz yenen delildir. Belirleyici delil, birden fazla delil olduğu durumda mahkumiyet için vazgeçilmez olan, ancak tek başına yeterli olmayan delildir ve başka delillerle desteklenmesi gerekir. Yan/tamamlayıcı delil ise belirleyici delili destekleyen, 'olmazsa olmaz' niteliğinde olmayan delildir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin bazı kararları ankesörlü aramaları 'belirleyici delil' olarak nitelese de, tek başına mahkumiyete esas alınamayacağını vurgulamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2020 tarihli kararı, arama sayısı ve sıklığının tek başına örgütsel faaliyeti göstermediğini belirtmiştir. Tartışmanın merkezinde, HTS kayıtlarının sadece arayan ve aranan numaraları tespit etmesi, konuşma içeriğini sunmaması yatar. Bu durum, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesiyle doğrudan ilişkilidir. Zira, aramaların neden yapıldığı ve ne konuşulduğu bilinmeden, sanığın aleyhine kesin bir kanaate varmak, bu ilkenin ihlali anlamına gelecektir. İspat yükü iddia makamındadır ve sanığın yıllar sonra 'makul açıklama' getirememesi aleyhine yorumlanamaz (sen.av.tr/tr/makale/ankesorlu-veya-sabit-hattan-ardısık-periyodik-ve-tekil-arama).