Ankesörlü telefonla aranma deliline karşı sanığın 'neden arandığımı hatırlamıyorum' veya 'makul bir açıklamam yok' şeklindeki savunması, Yargıtay içtihatlarında nasıl bir sonuç doğurmaktadır? Bu durum ispat hukuku ilkeleri açısından nasıl değerlendirilebilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #304790

Metindeki Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararlarında, sanığın ankesörlü aramalara ilişkin makul bir açıklama getirememesi, genellikle aleyhine bir durum olarak değerlendirilmekte ve aramaların örgütsel olduğuna dair karineyi güçlendirdiği kabul edilmektedir. Örneğin, YCGK'nın 17.03.2020 tarihli kararında sanığın 'çocuklarının sınav günleri' şeklindeki savunması 'hayatın olağan akışına aykırı' bulunarak itibar edilmemiştir. İspat hukuku açısından bu durum eleştiriye açıktır. Ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri, 'iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olması'dır. Sanığın susma hakkı ve kendini suçlamama (nemo tenetur) ilkesi (Anayasa m.38/5) gereği, bir iddiayı çürütmekle yükümlü tutulamaz. Yıllar önceki, içeriği belirsiz bir arama hakkında sanıktan makul bir açıklama beklenmesi ve açıklama yapamamasının aleyhine yorumlanması, ispat yükünün sanığa kaydırılması anlamına gelebilir ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini zedeleyebilir.