Askerlik hizmetini yapan sanık ile maktul arasında olaydan önce herhangi bir husumet bulunmaması, sanığın kastının (öldürme/yaralama) belirlenmesinde neden önemli bir kriterdir?
Bu kriter, suçun manevi unsurunun aydınlatılmasında ve 'amaç-saik'in ortaya konulmasında kritik bir rol oynar. Ceza Genel Kurulu'nun 2015/705 E. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, sanık ile maktul arasında önceden var olan bir husumet, öldürme suçlarında genellikle 'öldürme kastı'nın varlığına işaret eden güçlü bir karinedir. Husumetin olmaması ise, eylemin ani bir gelişme (provokasyon, panik, ani bir tartışma) sonucu, planlanmadan ve öldürme amacı güdülmeden işlenmiş olabileceği ihtimalini güçlendirir. Sanığın maktulü tanımaması ve aralarında bir düşmanlık bulunmaması, eylemin amacının 'bir kişiyi ortadan kaldırmak' değil, o anki 'haksız saldırıyı defetmek' olduğu yönündeki savunmayı veya tezi destekler. Bu nedenle, mahkeme kastın niteliğini belirlerken bu objektif veriyi, sanık lehine yorumlama eğiliminde olur ve eylemin 'kasten yaralama' kastıyla işlenmiş olabileceğini daha güçlü bir olasılık olarak değerlendirir. (Kaynak: askerin-silah-kullanma-yetkisi-ve-siniri/)