Askerlik görevini yapan bir er, olay yerinde bulunan 26 kaçak göçmenin varlığı ve içlerinden birinin saldırgan tavırları nedeniyle 'mazur sayılabilecek bir korku ve telaşa' kapılarak meşru savunma sınırını aşmış ve ölümcül bir güç kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazında bu durumun TCK m. 27/2 kapsamında değerlendirilmesi talep edilmiştir. Ceza Genel Kurulu bu görüşe katılmış mıdır? Kurulun, meşru savunma koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkin değerlendirmesi ne yönde olmuştur?
Hayır, Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu görüşe katılmamıştır. Başsavcılık, olayın geceye yakın bir vakitte, kalabalık bir göçmen grubunun ortasında gerçekleşmesi ve maktulün saldırgan tavırları nedeniyle sanığın mazur görülebilecek bir korku ve telaşla sınırı aştığını (TCK m. 27/2) savunmuştur. Ancak Ceza Genel Kurulu, öncelikle meşru savunmanın temel şartlarının oluşup oluşmadığını incelemiştir. Kurul'a göre, elinde silah bulunmayan maktulün, tanık çobanın üzerine yürümesi ve sanığın yumruğu sonrası yerden kalkıp sanığa doğru hamle yapması, sanığa veya tanığa yönelik 'ciddi ve haksız bir saldırı' niteliğinde değildir. Sanığın bu saldırıyı orantılı bir şekilde defetmek yerine, öfkeye kapılarak orantısız bir güçle (süngü) karşılık verdiği sonucuna varmıştır. Meşru savunmanın temel şartları (özellikle saldırının ağırlığı ve savunmanın orantılılığı) oluşmadığı için, sınırın aşılmasından (TCK m. 27) bahsedilemeyeceğini kabul etmiş ve Başsavcılığın bu yöndeki itirazını reddetmiştir. (Kaynak: askerin-silah-kullanma-yetkisi-ve-siniri/)