Bir iş davasında, dava 'belirsiz alacak davası' olarak açılmıştır. Davalı taraf ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Mahkeme, davanın belirsiz alacak davası olması nedeniyle zamanaşımının dava tarihi itibarıyla kesildiğini ve ıslaha karşı zamanaşımı def'inin yersiz olduğunu kabul etmiştir. Yargıtay bu yaklaşımı doğru bulmuş mudur? Kısmi dava ile belirsiz alacak davası arasındaki farkın zamanaşımına etkisini açıklayınız.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/36373 E. sayılı kararında, mahkemenin bu yaklaşımı hatalı bulunmuştur. Yargıtay, davanın niteliğinin yanlış değerlendirildiğini, aslında davanın bir 'kısmi dava' olduğunu belirtmiştir. Bu iki dava türü arasındaki fark zamanaşımı açısından kritiktir: 1) Kısmi Dava: Alacağın sadece bir bölümü dava edilir ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutulur. Zamanaşımı, sadece dava edilen kısım için dava tarihinde kesilir. Saklı tutulan ve daha sonra ıslahla talep edilen kısım için zamanaşımı işlemeye devam eder. Bu nedenle, davalı ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunabilir ve bu defi geçerlidir. 2) Belirsiz Alacak Davası (HMK m. 107): Alacağın miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlarda açılır. Bu dava türünde, dava açıldığı anda alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Dolayısıyla, daha sonra talep artırıldığında (ıslahla değil, talep sonucunun belirlenmesiyle) davalının zamanaşımı def'i ileri sürmesi sonuç doğurmaz. Kararda Yargıtay, davanın aslında kısmi dava olmasına rağmen belirsiz alacak davası gibi kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'inin reddedilmesini bozma nedeni saymıştır. (Kaynak: hmk-madde-319-iddia-ve-savunmanin-genisletilmesi-ve-degistirilmesi-yasagi.html)