Danıştay 15. Dairesi'nin 2016/3551 Karar sayılı doğum sırasında hatalı tıbbi tedavi davasında, 'tıbbi uygulama hatası (malpraktis)' ile 'komplikasyon' ayrımı nasıl yapılmıştır? Davada hizmet kusurunun tespiti için ceza mahkemesinden alınan bilirkişi raporunun neden yetersiz bulunduğu ve Danıştay'ın uyuşmazlığın çözümü için hangi hususlarda ek inceleme yapılmasını istediğini detaylıca açıklayınız.
Danıştay 15. Dairesi'nin 2016/3551 Karar sayılı dosyasında, doğum sırasında hatalı tıbbi tedavi sonucu çocuğun engelli doğması iddiasıyla açılan davada, 'tıbbi uygulama hatası (malpraktis)' ile 'komplikasyon' kavramları tekrar vurgulanmıştır. **Malpraktis ve Komplikasyon Ayrımı**: * **Malpraktis**: Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı, hastanın tanı ve tedavisinde standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmamasıdır. Kusura dayalı genel sorumluluk doğurur. * **Komplikasyon**: Tıbbi girişim sırasında öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur. Bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmamalıdır. Hekimin normal risk ve sapmalar çerçevesinde özen göstermesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçtur. Kusur olmadan da oluşabilir ve aydınlatılmış onam alınmışsa hekim sorumlu olmaz. **Ceza Mahkemesi Raporunun Yetersiz Bulunma Nedenleri**: İdare Mahkemesi'nce ceza mahkemesinden alınan bilirkişi raporuyla yetinilmesi eleştirilmiş ve yetersiz bulunmuştur çünkü: 1. **Çelişkili Tespitler**: İdari soruşturma raporu ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında 'indüksiyon' uygulanması, doktorun doğuma katılımı, NST değerlendirmesi gibi konularda keskin çelişkiler olduğu tespit edilmiştir. 2. **Odak Alan Eksikliği**: Sunulan sağlık hizmetinin tıp kurallarına uygunluğu sadece hekim uygulamaları bazında incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Oysa idarenin araç/gereç/cihaz eksikliği, teşkilatı yetersiz kurması veya tıbbi ameliyedeki organizasyon eksikliği gibi 'hizmet kusuru'nun diğer veçheleri incelenmemiştir. **Danıştay'ın İstediği Ek İncelemeler**: Danıştay, uyuşmazlığın çözümü için Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'ndan açıklamalı ve gerekçeli yeni bir rapor alınmasını talep etmiştir. Bu raporun şu hususları içermesi gerekmektedir: * Doğum vakasının 'zor doğum' olup olmadığı ve ebelerin doğum yaptırma yetkisinin sınırları. * Doğum yöntemine karar verme yetkisinin kimde olduğu (doktor/ebe) ve spontan normal doğum kararının uygunluğu. * Çocuk Kalp Sesi (ÇKS) ve Nonstres Testi (NST) sonuçlarının doğru okunup değerlendirilmediği, buna göre müdahalede bulunulup bulunmadığı. * İndüksiyon yapılması kararının hangi sağlık personelinin yetkisinde olduğu ve nöbetçi ebe tarafından uygulanan indüksiyonun 'kontrendike' olup olmadığı. * Bebeğin doğum esnasında oksijensiz kaldığını gösteren veriler ve bunun önlenmesi adına tıp pratiğinde uygulanan yöntemler. * Hastanın kanama şikayetinin araştırılıp araştırılmadığı, gerekli ek tetkiklerin yapılıp yapılmadığı. * İcapçı hekimin hastaneye intikal etmek yerine telefonla talimat vermesinin tıbbi standartlarla bağdaşıp bağdaşmadığı. * Hasta için 'aydınlatılmış onam' formu alınıp almadığı ve hekimin müdahale etmemiş olmasının mahkemece değerlendirilmesi. * Bilirkişi heyetinde Perinatoloji (riskli gebelik) uzmanının bulunması ve değerlendirmesi. Bu karar, hizmet kusurunun kapsamlı bir şekilde incelenmesi ve çelişkili raporların giderilmesi için titiz bir bilirkişi incelemesinin önemini vurgulamaktadır.