Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 1993/2741 Karar sayılı Burun Estetik Ameliyatı davasında, estetik operasyonlarda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 'eser sözleşmesi' olarak nitelendirilmesinin gerekçelerini açıklayınız. Doktorun 'işi sadakat ve özenle bizzat yapma' borcu kapsamında, 'sonuç sorumluluğu' prensibi nasıl uygulanmıştır? Hükme esas alınan Yüksek Sağlık Şurası raporunun neden yetersiz bulunduğu ve bozma gerekçesini detaylandırınız.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 1993/2741 Karar sayılı dosyasında, burun estetik ameliyatı sonrasında istenmeyen bir deformasyon meydana gelmesi üzerine açılan davada, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 'eser sözleşmesi' olarak nitelendirilmesi temel alınmıştır. **Eser Sözleşmesi Olarak Nitelendirilmesinin Gerekçeleri**: Mahkeme, davada dayanılan maddi olgunun, 'burnun estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan biçim ve şekle uygun güzel bir görünüm kazandırılması' olduğuna dikkat çekmiştir. Estetik operasyonlarda, vekalet sözleşmesinin aksine, belli bir 'sonucun' (estetik görünüm) elde edilmesi yönünde teminat verilerek borç altına girildiği, yani belirli bir sonucun elde edilmesinin kararlaştırıldığı açıktır. Bu nedenle, bu tip sözleşmenin eser sözleşmesi (BK m.470) olarak kabul edilmesi, halin icaplarına ve tarafların iradesine uygun düşmektedir. Vekalet akdindeki unsurların aksine, burada çalışmanın sonunda istenilen belli bir sonucun mutlaka elde edilmesi amacı güdülmektedir. **Doktorun 'Sonuç Sorumluluğu' ve 'İşi Sadakat ve Özenle Yapma' Borcu**: Eser sözleşmesinde yüklenici (doktor), eseri meydana getirmekle ve onu teslim etmekle yükümlüdür. Bu ana borçtan kaynaklanan yan borçlardan biri de, işi sadakat ve özenle bizzat yapma borcudur. Sadakat borcu, iş görenin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapmak ve ona zarar verecek her türlü hareketten kaçınmak anlamına gelir. Doktor, tıbbi faaliyetlerde bulunurken mesleki şartları yerine getirmek, tıp ilminin kurallarını gözetip uygulamak zorundadır. Aksi halde, mesleki kusurunun varlığı kabul edilmelidir. Doktor, mesleki bilgisinin tüm icaplarını yerine getirdiğini ve kusuru bulunmadığını ispatla yükümlüdür (BK m.96). **Yüksek Sağlık Şurası Raporunun Yetersiz Bulunma Nedenleri ve Bozma Gerekçesi**: Mahkeme, Yüksek Sağlık Şurası raporuna dayanarak hüküm kurmuş, ancak Yargıtay bu raporu yetersiz ve inandırıcı bulmamıştır, çünkü: 1. Raporda davacının burnunda 'ileri derecede bir deformasyon' olduğu belirtilmiş, oysa resimlere bakıldığında böyle bir durumun olmadığı görülmüştür. 2. Raporda 'ikinci bir operasyonun hasta tarafından beğenilmediği için yapıldığı' belirtilmiş, oysa davalı aksine, ilk ameliyat sonrası çökme nedeniyle kendisi tarafından ikinci ameliyata lüzum görüldüğünü açıklamıştır. 3. Raporun 'bu tip sonuçların ameliyat şekillerinde nadir de olsa görülebileceği' ve 'doktora atfedilecek bir kusur bulunmadığı' görüşü, doktorun hukuki sorumluluğunu belirleyen ilkelerle çelişmektedir. Doktor, rizikoları, muhtemel sonuçları ve komplikasyonları hastaya aydınlatıp rızasını almak zorundadır. Bu aydınlatılmış onamın alındığı kanıtlanamamıştır. 4. Raporda, davacının kendi kusuru (alçıyı erken alma) ile zararın meydana gelmesindeki illiyet bağının tıp bilimi kuralları altında yeterince aydınlatılmadığı belirtilmiştir. **Bozma Gerekçesi**: Yargıtay, mahkemenin, olayın özelliğine, iddia ve savunmaya uymayan, dayanakları gösterilmeyen ve maddi olgular karşısında inandırıcı olmaktan uzak Yüksek Sağlık Şurası raporu ile bağlı olamayacağına hükmetmiştir. Dosyanın Adli Tıp Büyük Kurulu'na gönderilerek, 'tespit alçısının zamanından önce alınmasının, zararın meydana gelmesinde mutlak ve tek neden olup olmadığı veya bunun BK'nın 44. maddesinin uygulanmasını gerekli kılan bir olgu olarak kabul edilip edilemeyeceği' yönünden gerekçeli bir görüş istenmeli ve bu çerçevede karar verilmelidir. Böylece, delillerin takdirinde hataya düşülerek eksik inceleme sonucu verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiştir.