Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2010/5764 Karar sayılı malpraktis davasında, davanın haksız fiile değil, vekalet sözleşmesine dayandığı kabul edilerek zamanaşımı süresi nasıl belirlenmiştir? Dava dilekçesindeki açıklamalara rağmen mahkemenin başlangıçta yaptığı yanlış değerlendirmenin zamanaşımı itirazının reddedilmesini nasıl etkilediğini Borçlar Kanunu'nun ilgili maddeleriyle açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #302826

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2010/5764 Karar sayılı dosyasında, kazada yaralanan davacıyı tedavi eden doktorların yanlış yöntem uygulamaları sebebiyle bacağının kısa kaldığı iddiasıyla açılan maddi tazminat davasında, yerel mahkemenin 'haksız fiile dayalı tazminat davası olduğu ve zamanaşımı süresinin dolduğu' gerekçesiyle davanın reddine karar vermesi hatalı bulunmuştur. **Davanın Hukuki Dayanağı ve Zamanaşımı Süresi**: Yargıtay, dava dilekçesinde açıklanan hususlar dikkate alındığında, davadaki istemin 'haksız fiile değil, vekalet sözleşmesine dayandığını' tespit etmiştir. Davacı, vekil konumunda olan davalı doktorların tedavi sırasında 'özen borcuna aykırı' davrandıklarını ileri sürmüştür. Bu durumda, uygulanacak olan zamanaşımı süresi, Borçlar Kanunu'nun eski 126/4. maddesi (yeni BK m.147/5) uyarınca **beş yıllık zamanaşımı süresi**dir. (Vekalet sözleşmesinden doğan davalar için özel zamanaşımı süresi 5 yıldır). **Mahkemenin Yanlış Değerlendirmesi ve Zamanaşımı İtirazının Reddi**: Yerel mahkeme, davanın haksız fiil olduğunu kabul ederek 2 yıllık zamanaşımı süresini uygulamış ve davanın zamanaşımından reddine karar vermiştir. Ancak Yargıtay, davanın vekalet sözleşmesine dayandığı ve bu durumda 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Dosya kapsamındaki bilgilere göre, davacıdaki işgücü kaybının tespit edildiği ve davalıların kusurlu olduklarının belirtildiği 12.07.2004 tarihli Adli Tıp raporunun davacı vekiline 07.12.2004 tarihinde tebliğ edildiği dikkate alındığında, bu tarih ile dava tarihi arasında 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu nedenle, yerel mahkemenin zamanaşımı itirazını reddederek davanın esasına girmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu karar, tazminat davalarında hukuki nitelendirme hatasının zamanaşımı gibi usuli konularda ciddi sonuçlar doğurabileceğini ve vekalet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluklarda özel zamanaşımı sürelerinin bulunduğunu göstermektedir.