Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/25 Karar sayılı dosyasında, memur veya kamu görevlisi doktorun görevle bağlantılı kişisel kusuru veya hizmet kusurunda yargısal yetkinin (görevli mahkeme) belirlenmesi nasıl ele alınmıştır? Anayasa'nın 129/5. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesindeki düzenlemeler ışığında, kamu görevlisinin kusurlu eyleminin kasten veya ihmalen işlenmesinin bu ayrım üzerindeki etkisini açıklayınız.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/25 Karar sayılı dosyasında, memur veya kamu görevlisi doktorun görevle bağlantılı kişisel kusuru veya hizmet kusuru durumunda görevli mahkemenin belirlenmesi konusu detaylıca ele alınmıştır. Bu karar, önceki içtihatlardan farklılaşarak, Anayasa'nın 129/5. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesinin amacını daha geniş yorumlamıştır. **Anayasa'nın 129/5. maddesi ve 657 sayılı Kanun'un 13. maddesi**: Bu hükümler, 'Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceği'ni düzenler. Bu düzenlemelerle amaçlanan, memurların sürekli bir tazminat tehdidi altında kalmasını önlemek ve kamu hizmetlerinin aksamadan yürütülmesini sağlamaktır. Mağdur için ise daha ödeme gücü yüksek olan Devleti muhatap kılarak kamu düzenini korumaktır. **'Görevle Bağlantılı Kişisel Kusur' ve 'Hizmet Kusuru' Ayrımı**: Hukuk Genel Kurulu, bu kararında, bir kamu görevlisinin görev sırasında, hizmet araçlarını kullanarak yaptığı eylem ve işlemlerine ilişkin kişisel kusurunun, **kasti suç niteliği taşısa bile hizmet kusuru oluşturacağı**nı ve bu nedenle açılacak davaların **ancak idare aleyhine açılabileceği**ni belirtmiştir. Gerekçe şudur: * **Kusurun Niteliği (Kast veya İhmal)**: Anayasa'nın 129/5. maddesinde sadece 'kusur' şartından bahsedildiğine göre, yetkisini kullanan memurun veya kamu görevlisinin işlediği eylemin kasten mi yoksa ihmalen mi gerçekleştiğine bakılmaksızın idarenin sorumluluğuyla güvence altına alınması gerektiği kabul edilmiştir. Yani, kast veya ihmal ayrımı, davanın idareye karşı açılması kuralını değiştirmez. Memurun ceza mahkemesinde yargılanması veya ceza alması dahi, bu durumun idari yargının görev alanına girmesine engel değildir; bu durum ancak rücu davasında dikkate alınır. * **Görevle İlişki**: Kişilerin uğradığı zararla, zarara sebebiyet veren kamu personelinin yürüttüğü görev arasında herhangi bir ilişki kurulabiliyorsa, ortada görevle ilgili bir durum var demektir. Bu tür davranışlar, kasten veya ihmalen işlenmesine bakılmaksızın, kamu personelinin hizmetten ayrılamayan kişisel kusurları olarak ortaya çıkar ve 657 sayılı Kanunun 13. maddesindeki 'kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlar' ibaresi kapsamında değerlendirilir. **Örnek Olayın Değerlendirilmesi**: Davalı doktorun kanamalı ve acil durumda olan hastaya müdahale etmeyip, başka bir hastayla ilgilenmesi sonucu hastanın ölümü iddiası, doktorun görevi sırasında ve yetkisini kullanırken işlediği bir kusura, yani kamu görevlisinin ihmaline dayanmaktadır. Bu eylem, görevin ifasıyla ilgili olduğundan, husumet kamu görevlisine değil, idareye düşmektedir. Bu nedenle, kamu görevlisi doktora karşı açılan davanın 'husumet yokluğu' nedeniyle reddedilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu karar, kamu görevlilerinin görevle bağlantılı fiillerinde idarenin sorumluluğunun esas olduğunu ve adli yargıda memura karşı doğrudan dava açma imkanının dar bir alana (görevle hiç ilgisi olmayan 'saf' kişisel kusur) sıkıştırıldığını göstermektedir.