Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2001/643 Karar sayılı dosyasında, Devlet Hastanesinde görevli memur doktorun eylemi sonucu oluşan zararlarda husumetin kime yöneltileceği konusunda 'görevden ayrılabilir nitelikte salt kişisel kusur' kavramı nasıl ele alınmıştır? Anayasa'nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesinin 'memuru koruma amacı' ve bu durumun ceza mahkemesinde alınan mahkumiyet kararı ile ilişkisi bağlamında bu kavramı detaylıca tartışınız.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2001/643 Karar sayılı dosyasında, Devlet Hastanesinde görevli memur doktorun yanlış tedavi nedeniyle hastanın kolunun kesilmesine neden olduğu olayda husumetin doğrudan doktora yöneltilip yöneltilemeyeceği tartışılmıştır. Normalde Anayasa'nın 129/5. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, memurların görevlerini yerine getirirken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla idare aleyhine açılır. Bu düzenlemeler, memurun 'daimi bir tazminat tehdidi altında kalmasını önlemek' ve 'kamu hizmetlerinin sekteye uğratılmadan yürütülmesini sağlamak' amacını taşır. Ancak bu kararda, memur doktorun eyleminin 'görevden ayrılabilir nitelikte salt kişisel kusur' olup olmadığı değerlendirilmiştir. Kurul, olayda doktorun eyleminin idari bir görevin yerine getirilmesi sırasında zarara yol açmayıp, hekimlik sanatının icrası sırasında meydana geldiğini belirtmiştir. En önemlisi, doktorun bu eylemi sebebiyle ceza mahkemesinde yargılanıp mahkumiyet kararı almış olmasıdır. Kurul, ceza mahkemesinde mahkum olan bir doktorun eyleminin artık 'görevden ayrılabilir nitelikte salt kişisel kusur' olarak kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. **Gerekçe ve İlişkilendirme**: * **Kamusal İlişki vs. Sözleşme İlişkisi**: Kurul, memur doktorla hasta arasında iki tür ilişki olabileceğini belirtir: kamusal ilişki (zorunlu aşı gibi) ve sözleşme ilişkisi (tedavi amacıyla yapılan el atma). Tedavi sırasındaki tıbbi yardımın bir özel hukuk ilişkisi olan vekalet sözleşmesi kapsamında olduğu vurgulanır. Doktorun, nerede ve ne sıfatla olursa olsun, tıbbi yardım yapma yetkisini kamu kurallarından değil, hasta ile yaptığı özel hukuk sözleşmesinden aldığı ifade edilmiştir. * **Ceza Mahkumiyeti'nin Rolü**: Ceza mahkemesinde mahkumiyet kararının bulunması, doktorun eyleminin idari görevi aşan, 'salt kişisel kusur' niteliği taşıdığını kesinleştirir. Bu durumda, Anayasa'nın 129/5. maddesindeki memuru koruma amacı ortadan kalkar ve zarar gören kişi doğrudan memura karşı kişisel sorumluluğa giderek dava açabilir. Zira zarar, memur ya da kamu görevlisi olan doktorun idari yetkilerini kullanırken değil, tıp bilimi kurallarına göre yapılan tıp sanatının uygulanması sırasında meydana gelmektedir. Burada doktor, özel hukuk sözleşmesine aykırı davranan kişi durumundadır. Bu karar, kamu görevlisi olan doktorların eylemleri için 'salt kişisel kusur' ayrımının önemini ve ceza mahkumiyetinin bu ayrımın belirlenmesindeki belirleyici rolünü ortaya koymuştur. Böylece, zarar görenin mağduriyetinin daha hızlı ve doğrudan tazmin edilebilmesi yolu açılmıştır.