Metinde geçen bir Yargıtay kararında (22. HD, 2016/25258 E.), sanığın eylemi sonucunda 'uğradığı zararları akidi olan davalıdan isteyebileceği' belirtilmiştir. Buradaki 'akid' kelimesinin hukuki anlamı nedir? İkinci el araç satışında, ayıbı yaratan önceki malik olmasına rağmen, alıcının neden doğrudan önceki malike değil de, 'akidi' olan son satıcıya dava açmak zorunda olduğunu 'sözleşmenin nispiliği' ilkesiyle açıklayınız.
'Akid' (çoğulu: akitler), Arapça kökenli bir hukuk terimi olup, 'sözleşme yapan taraf' anlamına gelir. 'Akidi olan davalı' ifadesi, 'sözleşme yaptığı davalı' demektir. Alıcının, ayıbı yaratan önceki malik olmasına rağmen, doğrudan ona değil de kendi 'akidi' olan son satıcıya dava açmak zorunda olması, sözleşme hukukunun temel ilkesi olan 'sözleşmenin nispiliği' (göreceliği) ilkesinden kaynaklanır. Bu ilkeye göre, bir sözleşme, kural olarak sadece o sözleşmeyi yapan 'taraflar' arasında hak ve borç doğurur. Sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler, kural olarak bu sözleşmeye dayanarak bir hak iddia edemezler veya borç altına sokulamazlar. İkinci el araç satışında, alıcının hukuki ilişkisi, sözleşmeyi imzaladığı son satıcıyladır. Ayıptan doğan haklar (sözleşmeden dönme, bedel indirimi vb.), bu sözleşmeden kaynaklanan haklardır. Alıcının, aracı daha önce satan ve belki de ayıbı yaratan önceki malik ile hiçbir sözleşmesel bağı yoktur. Bu nedenle, sözleşmeden doğan ayıba karşı tekeffül sorumluluğunu, sözleşmenin tarafı olmayan önceki malike karşı ileri süremez. Alıcı, davasını kendi akidi olan son satıcıya açmak zorundadır. Son satıcı, zararı giderdikten sonra, kendisi de aldatılmışsa, bir önceki satıcıya karşı kendi sözleşmesine dayanarak ayrı bir dava açabilir. Bu, 'halefiyet' yoluyla hakların zincirleme olarak ileri sürülmesidir.