Metindeki bir Yargıtay kararında (13. HD, 2011/3976 E.), davacının çektiği ihtarnamede belirttiği satış bedelinin, davalı tarafından da kabul edildiği ve bu nedenle bu bedelin 'gerçek satış bedeli' olarak esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu durum, HMK'daki 'taraflarca hazırlama ilkesi' (HMK m. 25) ve 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesi' (HMK m. 198) ile nasıl bir ilişki içindedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #30214

Bu durum, bu iki temel usul ilkesinin bir arada nasıl işlediğini gösteren iyi bir örnektir. 1) Taraflarca Hazırlama İlkesi (HMK m. 25): Bu ilkeye göre, davanın maddi vakalarını (olayları) ve delillerini mahkemeye sunma yükümlülüğü taraflara aittir. Hâkim, tarafların bildirmediği bir vakayı veya sunmadığı bir delili kendiliğinden dikkate alamaz. Olayda, davacının çektiği ihtarname, taraflardan biri (davacı) tarafından dosyaya sunulmuş bir delildir. Hâkim, bu delili ancak taraflar onu dosyaya sunduğu için değerlendirebilmektedir. 2) Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi İlkesi (HMK m. 198): Hâkim, tarafların sunduğu delillerle bağlı olmakla birlikte, bu delilleri 'serbestçe' takdir eder. Hangi delilin diğerinden daha üstün olduğuna ve olayı daha doğru yansıttığına, vicdani kanaatine göre karar verir. Yargıtay kararındaki olayda, hâkimin önünde iki farklı bedel gösteren iki delil vardır: Noter satış senedi (22.242 TL) ve ihtarname/davalı kabulü (19.900 TL). Hâkim, delilleri serbestçe değerlendirirken, tarafların gerçek iradesini yansıtan ve bir 'ikrar' niteliği taşıyan ihtarnamedeki bedelin, şekli olan noter senedindeki bedelden daha 'güçlü' bir delil olduğuna karar vermelidir. Yargıtay da bu yönde bir değerlendirme yaparak, hâkimin delil takdirinin nasıl olması gerektiği konusunda yol göstermiştir. Yani, taraflar delili getirir, hâkim ise bu deliller arasında hangisinin gerçeğe daha uygun olduğunu serbestçe takdir eder.