Metinde geçen bir Yargıtay kararında, 'göçmen kaçakçılığına teşebbüs halinin tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı' hükmünün 765 sayılı TCK'da yer aldığı, ancak 5237 sayılı TCK'nın ilk halinde bu düzenlemeye yer verilmediği, bu nedenle teşebbüsün o dönemde 'olanaklı' olduğu belirtilmiştir. Bu durum, ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında hangi temel ilkenin bir yansımasıdır? Bir kanun boşluğunun, sanık lehine nasıl bir sonuç doğurduğunu açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #30205

Bu durum, ceza hukukunun en temel ilkesi olan 'kanunilik' (suçta ve cezada kanunilik) ilkesinin (TCK m. 2) bir yansımasıdır. Bu ilkeye göre, kanunda açıkça suç olarak tanımlanmayan bir fiil cezalandırılamaz ve kanunda öngörülmeyen bir ceza veya güvenlik tedbiri uygulanamaz. 5237 sayılı TCK'nın ilk halinde, göçmen kaçakçılığı suçunda teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağına dair özel bir hüküm yoktu. Bu bir 'kanun boşluğu'dur. Kanunilik ilkesi gereği, aleyhe olan kuralların kıyas yoluyla veya yorumla genişletilmesi yasaktır. Bu nedenle, özel bir düzenleme olmadığı için, o dönemde bu suça teşebbüs edildiğinde, ceza hukukunun 'genel hükmü' olan TCK m. 35 (teşebbüs nedeniyle ceza indirimi) uygulanmak zorundaydı. Kanun koyucunun, eski kanundaki bir düzenlemeyi yeni kanuna almayı 'unutmuş' veya 'tercih etmemiş' olması, sanık aleyhine yorumlanamaz. Bu kanun boşluğu, sanık lehine bir sonuç doğurur; çünkü sanık, eylemi teşebbüs aşamasında kalmışsa, daha az bir ceza alır. Bu, kanunilik ilkesinin, sanık haklarını koruyucu ve özgürlükleri güvence altına alıcı fonksiyonunun bir gereğidir. Daha sonra kanun koyucu, bu boşluğu fark ederek 6008 sayılı Kanunla bu özel düzenlemeyi yeniden getirmiştir, ancak bu değişiklik de sadece yürürlüğe girdiği tarihten sonraki suçlar için geçerlidir.