Metinde, 2006 AB İlerleme Raporu'nda TCK m. 301'in 'şiddet içermeyen düşüncelerin ifade edilmesini kısıtlamak için kullanıldığı' eleştirisine yer verilmiş, ancak makale yazarı bu eleştiriye katılmayarak 'düşünce açıklamasının şiddet içermemesi ile aşağılayıcı, rencide edici olması' arasında bir ayrım yapılması gerektiğini savunmuştur. Bu ayrımı, ifade özgürlüğünün mutlak olup olmadığı tartışması çerçevesinde, AİHM'in 'nefret söylemi' içtihatlarıyla ilişkilendirerek açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #30196

Bu ayrım, ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve belirli sınırlara tabi olduğu ilkesine dayanır. AİHM içtihatları da bu yöndedir. - Şiddet İçermeyen Eleştiri: İfade özgürlüğünün en geniş koruma alanıdır. Şok edici, rahatsız edici ve endişe verici de olsa, şiddete teşvik etmeyen, nefret söylemi içermeyen ve başkalarının onurunu zedelemeyen eleştirel düşünceler, demokratik toplumun temelidir ve en üst düzeyde korunur. AB raporundaki eleştiri, TCK m. 301'in bu alana müdahale ettiği endişesini taşır. - Aşağılayıcı ve Renide Edici İfade (Nefret Söylemi): İfade özgürlüğü, başkalarının hak ve özgürlükleriyle sınırlıdır. Bir ifadenin şiddet içermemesi, onu sınırsız yapmaz. Eğer ifade, belirli bir grubu veya kurumu hedef alarak, onu sistematik olarak küçük düşüren, alay eden, onurunu kıran ve toplumda o gruba karşı bir aşağılama ve düşmanlık iklimi yaratan bir 'nefret söylemi' niteliğine bürünürse, ifade özgürlüğünün koruması dışına çıkabilir. AİHM, ırkçılığı, yabancı düşmanlığını, antisemitizmi veya diğer nefret biçimlerini yayan ifadeleri AİHS m. 10 kapsamında korumaz. Makale yazarının yaptığı ayrım da bu noktadadır. Yazar, TCK m. 301'in meşru amacının, 'şiddet içermeyen eleştiriyi' değil, bu 'aşağılayıcı ve nefret söylemi' niteliğindeki ifadeleri cezalandırmak olduğunu savunmaktadır. Sorun, uygulamada bu ayrımın ne kadar hassas yapıldığı ve sert eleştirilerin de 'aşağılama' olarak nitelendirilip nitelendirilmediğidir.