Metindeki bir Yargıtay kararında (13. HD, 2011/14923 E.), 'davacı belediye olup, bu durumda davacı tüketici olmadığı gibi, sözleşmenin de Tüketici Yasası kapsamında kalmadığı, bu haliyle taraflar arasındaki davanın tüketici mahkemesinde görülmesi doğru olmayıp, genel mahkeme görevlidir' denilmiştir. Mahkemenin, davanın başında yapması gereken bu 'görev' incelemesini atlayarak, davanın esası hakkında bir karar vermesi ve bu kararın daha sonra Yargıtay tarafından 'görevsizlik' nedeniyle bozulması, 'usul ekonomisi' ilkesi açısından nasıl bir sonuç doğurur?
Bu durum, 'usul ekonomisi' ilkesinin (HMK m. 30) ciddi bir şekilde ihlal edilmesi sonucunu doğurur. Usul ekonomisi ilkesi, yargılamanın makul bir sürede, en az masrafla ve gereksiz işlemlerden kaçınılarak yürütülmesini amaçlar. Mahkemenin, davanın en başında yapması gereken basit bir 'görev' incelemesini atlayarak, yıllarca sürebilecek bir yargılama yapması (duruşmalar, delillerin toplanması, bilirkişi incelemesi vb.) ve davanın esası hakkında bir karar vermesi, tüm bu işlemlerin boşa gitmesine neden olur. Yargıtay, kararı 'görevsizlik' nedeniyle bozduğunda, dosya görevli mahkemeye (örneğimizde Tüketici Mahkemesi'ne) gönderilecek ve yargılama süreci neredeyse en baştan başlayacaktır. Bu, şu olumsuz sonuçları doğurur: 1) Zaman Kaybı: Taraflar ve yargı sistemi, yıllarını boşa harcamış olur. 2) Masraf Artışı: Yapılan tüm yargılama giderleri (harçlar, bilirkişi ücretleri, vekalet ücretleri) tekrar gündeme gelebilir ve taraflar için ek bir maliyet oluşturur. 3) Hukuki Belirsizlik: Davanın sonucu yıllarca ertelenmiş olur. Sonuç olarak, görev gibi en temel bir usul kuralının davanın başında denetlenmemesi, usul ekonomisi ilkesini tamamen anlamsız kılan, kaynak ve zaman israfına yol açan ciddi bir yargısal hatadır.