Metinde geçen bir Yargıtay kararında (22. HD, 2016/25258 E.), davacının talebi 'terditli dava mahiyetindedir' denilerek, mahkemenin öncelikle davacıya 'hangi seçimlik hakkını kullandığını sorup talebini açıklatması' gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, HMK m. 31'de düzenlenen 'hâkimin davayı aydınlatma ödevi' ile nasıl bir ilişki içindedir? Hâkimin bu ödevinin sınırları nelerdir?
Bu durum, HMK m. 31'de düzenlenen 'hâkimin davayı aydınlatma ödevi'nin tipik bir uygulama alanıdır. Bu ödeve göre, hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir ve delil gösterilmesini isteyebilir. Yargıtay kararındaki olayda, davacının talebi (hem sözleşmenin feshi hem bedel indirimi gibi) belirsiz ve çelişkili bir nitelik taşımaktadır. Çünkü seçimlik haklar kural olarak bir kez kullanılabilir. Hâkim, bu belirsizlik karşısında davayı doğrudan reddetmemelidir. Bunun yerine, davayı aydınlatma ödevi gereği, davacıya 'Taleplerinizden hangisini öncelikli olarak istiyorsunuz? Lütfen talebinizi netleştirin.' şeklinde bir soru yönelterek, onun gerçek iradesini ortaya çıkarmalıdır. Hâkimin bu ödevinin sınırları ise şunlardır: - Tarafsızlık İlkesi: Hâkim, bu ödevi kullanırken taraflardan birine akıl verme, yol gösterme veya onun unuttuğu bir iddiayı hatırlatma gibi tarafsızlığını zedeleyecek davranışlarda bulunamaz. - Taraflarca Getirilme İlkesi (HMK m. 25): Hâkim, tarafların ileri sürmediği vakaları kendiliğinden araştıramaz veya onların yerine yeni bir talep yaratamaz. Sadece, tarafların mevcut beyanlarındaki 'belirsiz ve çelişkili' noktaları aydınlatabilir. Ödev, mevcut talebi anlamaya yöneliktir, yeni bir talep yaratmaya değil.