Metinde geçen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 26.04.2011 tarihli kararında, sanıkların 'maktulün yerde kendisinden geçip hareketsiz hale gelmesi üzerine ve sonucun alındığı kanısı ile eylemlerine son verdikleri' belirtilerek, eylemin kasten öldürme olduğu kabul edilmiştir. Bu 'sonucun alındığı kanısı' ifadesinin, failin kastının belirlenmesindeki önemini ve bu durumun 'gönüllü vazgeçme'den farkını açıklayınız.
'Sonucun alındığı kanısı' ifadesi, failin kastının 'öldürmeye' yönelik olduğunun en güçlü delillerinden biridir ve bu durumun 'gönüllü vazgeçme' ile hiçbir ilgisi yoktur. Önemi: Bu ifade, failin amacının basit bir yaralama olmadığını, hedeflediği sonucun 'mağduru etkisiz hale getirmek, yani öldürmek' olduğunu gösterir. Fail, amacına ulaştığını düşündüğü için eylemine son vermiştir, pişman olduğu veya acıdığı için değil. Eğer failin kastı sadece yaralamak olsaydı, mağdura birkaç darbe vurduktan sonra eylemini sonlandırması beklenirdi. Ancak mağdur kendinden geçip hareketsiz kalıncaya kadar eyleme devam etmesi, failin 'ölümcül bir sonuç' aradığını ortaya koyar. Gönüllü Vazgeçmeden Farkı: Gönüllü vazgeçme (TCK m. 36), failin, suçu tamamlama imkanı varken, kendi iradesiyle ve dış bir baskı olmaksızın suç işlemekten vazgeçmesidir. 'Sonucun alındığı kanısıyla' eyleme son vermek ise, bir vazgeçme değil, tam tersine 'amacın gerçekleştiği' düşüncesidir. Fail burada suçtan vazgeçmemekte, bilakis suçu başarıyla tamamladığını düşünmektedir. Bu, kastın öldürmeye yönelik olduğunun ve eylemin 'tamamlanmış kasten öldürme' veya en azından 'kasten öldürmeye teşebbüs' (eğer mağdur ölmemişse) olarak nitelendirilmesi gerektiğinin açık bir kanıtıdır.