Bir sanık hakkında, CMK m. 223/5 uyarınca 'beraat' kararı verilmiştir. Hükmün gerekçesinde ise, 'sanığın suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe bulunmakla birlikte, mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden' beraatine karar verildiği yazılıdır. Bu tür bir gerekçe, sanığın 'lekelenmeme hakkı' ve 'masumiyet karinesi' açısından sorunlu mudur?
Evet, bu tür bir gerekçe, sanığın 'lekelenmeme hakkı' ve 'masumiyet karinesi' (Anayasa m. 38/4) açısından oldukça sorunludur. 'Şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi gereği, bir sanığın mahkum edilebilmesi için suçluluğunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerekir. Yeterli delil yoksa, sanık beraat eder. Ancak, beraat kararının gerekçesine 'kuvvetli şüphe var ama ispatlayamadık' şeklinde bir ifade yazılması, sanığı hukuken aklarken, fiilen toplum ve kendi vicdanı önünde 'şüpheli' ve 'potansiyel suçlu' olarak bırakır. Bu durum, beraat kararının anlamını zayıflatır ve kişinin aklanma hakkını tam olarak sağlamaz. Buna 'lekelenmeme hakkı'nın ihlali denir. Masumiyet karinesi, sadece yargılama sonuna kadar değil, beraat kararından sonra da kişinin masum kabul edilmesini gerektirir. Mahkemenin gerekçesi, bu karineye gölge düşürmemelidir. Doğru bir gerekçe, 'Sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, CMK m. 223/2-e uyarınca beraatine' şeklinde olmalıdır. Gerekçede, sanığın suçluluğuna dair şüphelerin devam ettiğini ima eden ifadelerden kaçınılmalıdır.