Bir kişi, A'yı öldürmek amacıyla ateş etmiş, ancak kurşun sekerak yakında duran B'ye isabet edip onu öldürmüştür. Bu durum ceza hukukunda 'hedefte sapma' olarak adlandırılır. Failin B'nin ölümünden dolayı cezai sorumluluğu, 'kasten öldürme' mi yoksa 'taksirle öldürme' mi olur? TCK m. 21 ve 22'deki kast ve taksir tanımları çerçevesinde bu durumu analiz ediniz.
Bu durumda fail, B'nin ölümünden 'kasten öldürme' suçundan sorumlu tutulur. Bu, TCK'da açıkça düzenlenmemiş olsa da, doktrin ve Yargıtay uygulamasında kabul gören 'hedefte sapma' (aberratio ictus) kurallarına göre çözümlenir. Temel mantık şudur: Failin kastı, hukukun koruduğu bir 'insan hayatına' son vermeye yöneliktir. Hedef aldığı kişi (A) ile isabet ettiği kişi (B) arasında, korunan hukuki değer (insan hayatı) açısından bir fark yoktur. Her ikisi de eşdeğer bir suç konusudur. Fail, A'yı öldürme kastıyla hareket ederek, bir insanı öldürme riskini göze almış ve bu risk B'nin üzerinde gerçekleşmiştir. Bu durumda failin, A'ya yönelik öldürme kastının, B üzerinde gerçekleşen neticeye 'taşındığı' veya 'aktarıldığı' kabul edilir. Failin B'yi öldürmeye yönelik bir kastı olmasa da, A'yı öldürmeye yönelik kastı, B'nin ölümünden de kasten sorumlu tutulması için yeterlidir. Bu, 'versari in re illicita' (hukuka aykırı bir işe girişen, sonuçlarına katlanır) ilkesinin modern bir yansımasıdır. Dolayısıyla fail, B'yi kasten öldürmekten (TCK m. 81) ve A'yı kasten öldürmeye teşebbüsten (TCK m. 81, 35) ayrı ayrı sorumlu tutulabilir. Ancak genellikle, tek bir kasten öldürme suçundan (B'ye karşı) cezalandırılmasıyla yetinilir.