Metinde geçen bir Yargıtay kararında (13. HD, 2006/13194 E.), davacının dava açmadan önce davalıları ihtar çekerek 'mütemerrit duruma düşürmediği' gerekçesiyle faizin 'dava tarihinden' itibaren başlatılması gerektiği belirtilmiştir. 'Temerrüt' kavramını ve 'ihtarın' temerrüt oluşturmadaki rolünü, Borçlar Kanunu (TBK m. 117) çerçevesinde açıklayınız.
'Temerrüt', borçlunun, muaccel (vadesi gelmiş) bir borcu, alacaklının ihtarına rağmen zamanında ifa etmemesi, yani borcunu ödemede gecikmesidir. Borçlunun temerrüde düşmesi için kural olarak iki şart gerekir: 1) Borcun Muaccel Olması: Borcun ödeme zamanının gelmiş olması. 2) Alacaklının İhtarı: Alacaklının, borçluya borcunu ödemesi yönünde bir irade beyanında bulunması. Bu ihtar, kural olarak temerrüdün kurucu unsurudur. TBK m. 117/1, 'Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.' diyerek bu kuralı koymuştur. Yargıtay kararındaki olayda, alıcının ayıplı maldan doğan tazminat veya bedel iadesi alacağı, dava açılana kadar belirli bir vadeye bağlanmamıştır. Bu nedenle borçluyu (satıcıyı) temerrüde düşürmek için alacaklının (alıcının) bir ihtar çekmesi gerekirdi. İhtar çekilmediği için, borçlu ancak 'dava açıldığı' tarihte borcunu ifa etmesi gerektiğinden haberdar olmuş sayılır ve temerrüt bu tarihte gerçekleşir. Faiz de, temerrüt tarihinden itibaren işlemeye başlar. Eğer davacı, dava açmadan önce noterden bir ihtarname çekmiş olsaydı, temerrüt ihtarın tebliğ tarihinde gerçekleşecek ve faiz o tarihten itibaren işleyecekti. İhtar, temerrüdü ve dolayısıyla faizin başlangıcını öne çeken hukuki bir işlemdir.