Metindeki bir Yargıtay kararında (1. CD, 2016/5983 E.), sanığın eyleminin 'yağma' değil 'hırsızlık' olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğu, çünkü failin 'maktulü etkisiz hale getirmek suretiyle' eşyaları aldığı belirtilmiştir. Bu durum, yağma suçundaki 'cebir' unsurunun, sadece aktif bir fiziksel saldırı (vurma, itme) değil, aynı zamanda mağdurun direncini kıran her türlü eylem olarak yorumlanabileceğini nasıl göstermektedir?
Bu karar, yağma suçundaki 'cebir' unsurunun geniş yorumlanması gerektiğini göstermektedir. Cebir, sadece mağdurun vücuduna yönelik aktif bir saldırı (darp) değildir. Cebir, mağdurun iradesi dışında, fiziki direncini ortadan kaldıran veya kıran her türlü maddi güç kullanımını kapsar. Karardaki 'etkisiz hale getirmek' ifadesi bu geniş yorumu yansıtır. Failin, mağduru itekleyerek yere düşürmesi, hareket etmesini engellemesi, bir odaya kilitlemesi veya bağlaması gibi eylemler de, doğrudan bir yaralama olmasa bile, mağdurun malın alınmasına karşı koyma yeteneğini ortadan kaldırdığı için 'cebir' sayılır. Önemli olan, failin fiziki gücüyle mağdurun direncini kırması ve bu sayede malı almasıdır. Bu, yağma suçunun temel özelliğidir. Eğer fail, mağduru etkisiz hale getirmeden, ondan gizlice malı alsaydı eylem hırsızlık olurdu. Ancak mağdurun direncini kırmak için ona fiziken müdahale ettiği anda, eylem hırsızlıktan yağmaya dönüşür. Yargıtay kararı, bu dönüşümün, yaralamanın varlığına değil, direncin kırılmasına bağlı olduğunu göstermesi açısından önemlidir.