Bir ceza davasında, mahkemenin gerekçeli kararında, sanığın mahkumiyetine dayanak olarak gösterilen delillerle, hüküm fıkrasında varılan sonuç arasında açık bir çelişki bulunmaktadır. (Örneğin, gerekçede tanık A'nın beyanına itibar edildiği yazılırken, hüküm tanık B'nin tam tersi yöndeki beyanına göre kurulmuştur). Bu durum, 'gerekçeli karar hakkı' açısından nasıl bir ihlal teşkil eder ve kanun yolu denetiminde sonucu ne olur?
Bu durum, 'gerekçeli karar hakkı'nın en temel unsurlarından olan 'gerekçenin mantıksal ve tutarlı olması' ilkesinin ihlalidir. Gerekçeli karar, sadece bazı delillerin sıralandığı bir metin değil, mahkemenin hangi delilden hangi sonuca nasıl bir mantıksal akıl yürütmeyle ulaştığını gösteren bir bütün olmalıdır. Gerekçe bölümü ile hüküm fıkrası arasında bir çelişki olması, kararın kendi içinde tutarsız ve keyfi olduğunu gösterir. Bu, mahkemenin delilleri doğru değerlendirmediği veya vardığı sonucu makul bir şekilde açıklayamadığı anlamına gelir. Kanun yolu denetiminde bu durum, CMK m. 289/1-g'deki 'hükmün gerekçeyi içermemesi' hali kapsamında değerlendirilir. Çünkü çelişkili bir gerekçe, 'yok' hükmündedir; kararın hukuki ve mantıksal temelinin ne olduğu anlaşılamaz. İstinaf veya temyiz mercii, bu bariz çelişkiyi tespit ettiğinde, davanın esasına girmeden, kararın gerekçesiz ve çelişkili olduğu için hukuka aykırı olduğuna ve mutlak bozma nedeni bulunduğuna karar vererek dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderir.