TCK m. 301'de düzenlenen 'aşağılama' suçu ile TCK m. 299'da düzenlenen 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçunu, korunan hukuki değer açısından karşılaştırınız. Anayasa Mahkemesi'nin, TCK m. 299'un iptal talebini reddederken 'suçla korunan hukuksal değerin kurumlar veya şahısların bizzat kendisi olmadığını, bunların itibar, şöhret ve haysiyetleri olduğunu' belirtmesinin anlamı nedir?
İki suç arasındaki temel fark, korunan hukuki değerin odağındadır. TCK m. 301, 'Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar' başlığı altında, devleti oluşturan soyut ve kolektif varlıkları (Millet, Devlet, Meclis, Hükümet, Yargı) ve onların 'kurumsal saygınlığını' korur. Burada korunan, kişilerden bağımsız, devletin tüzel kişiliğinin itibarıdır. TCK m. 299 ise, yine aynı başlık altında olmasına rağmen, doğrudan doğruya 'Cumhurbaşkanlığı makamını' ve bu makamı temsil eden 'kişinin şeref ve saygınlığını' korur. Bu suç, hem makamın saygınlığına (kurumsal yön) hem de o makamda bulunan kişinin onuruna (kişisel yön) yönelik bir koruma sağlar. Anayasa Mahkemesi'nin belirttiği ifade, bu suçların klasik bir 'şahsa karşı hakaret' suçu olmadığını vurgular. Korunan değer, sadece o anki bakanın, milletvekilinin veya cumhurbaşkanının kişisel şerefi değil, onların temsil ettikleri 'devlet kurumlarının' toplum gözündeki itibarı, saygınlığı ve işlevselliğidir. Cumhurbaşkanına hakaret edildiğinde, sadece o kişiye değil, onun şahsında devletin en üst temsil makamına ve dolayısıyla devletin kendisine de saldırıldığı varsayılır. Bu nedenle bu suçlar, kişilere karşı suçlar bölümünde değil, devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş ve daha ağır yaptırımlara bağlanmıştır.