Metinde geçen bir Yargıtay kararında (18. CD, 2016/7099 E.), sanığın eyleminin 'asli faillik' olmasına rağmen, mahkemenin 'yardım eden' olarak nitelendirip TCK m. 39'u uyguladığı, ancak 'aleyhe temyiz olmadığından' bu hususun bozma nedeni yapılmadığı belirtilmiştir. 'Aleyhe temyiz olmaması' (veya aleyhe bozma yasağı) ilkesini ve bu ilkenin sanığın kazanılmış hakları üzerindeki etkisini açıklayınız.
'Aleyhe bozma yasağı', ceza muhakemesi hukukunun temel ilkelerinden biridir ve CMUK m. 326/son (şimdi CMK m. 307/4) maddesinde düzenlenmiştir. Bu ilkeye göre, eğer bir hüküm sadece sanık lehine (örneğin, sanık veya müdafii tarafından) temyiz edilmişse, Yargıtay bu hükmü sanığın aleyhine olacak şekilde bozamaz. Yargıtay, bir hukuka aykırılık tespit etse bile, bu aykırılığın düzeltilmesi sanığın daha ağır bir ceza almasına veya daha aleyhe bir duruma düşmesine yol açacaksa, bu hukuka aykırılığı bozma nedeni yapamaz. Bu, sanığın, 'hüküm bozulursa daha kötü bir duruma düşerim' endişesi taşımadan, özgürce kanun yoluna başvurma hakkını güvence altına alır. Olaydaki kararda, mahkeme sanığı yanlışlıkla 'yardım eden' sayarak ona daha az ceza vermiştir (TCK m. 39'a göre cezada indirim yapılır). Sanık bu kararı temyiz etmiştir. Yargıtay, eylemin 'asli faillik' olduğunu ve indirim yapılmaması gerektiğini tespit etmiştir. Ancak, bu hatanın düzeltilmesi sanığın daha fazla ceza alması anlamına gelecektir. Hükmü sanıktan başka (örneğin, savcı veya katılan) kimse aleyhe temyiz etmediği için, 'aleyhe bozma yasağı' devreye girer. Yargıtay, bu hukuka aykırılığı tespit eder ama sanığın 'kazanılmış hakkı'na dokunmamak için bu nedenle bozma yapamaz. Bu ilke, adil yargılanma hakkının ve hukuki güvenliğin bir gereğidir.