Metinde geçen Yargıtay kararında, 'delillerin değerlendirilmesi ve maddi olayın tespitinde akla, mantığa ve bilime aykırı kabullerin temyiz denetimine konu edilmesinin maddi denetim kapsamında görülmeyeceği' belirtilmiştir. Bu ifadenin, Yargıtay'ın (temyiz) denetim yetkisinin sınırları açısından ne anlama geldiğini, 'hukuki denetim' ve 'maddi vaka denetimi' ayrımı çerçevesinde açıklayınız.
Bu ifade, Yargıtay'ın temyiz incelemesinin kural olarak bir 'hukuki denetim' olduğu, ancak istisnai olarak ilk derece veya istinaf mahkemesinin 'maddi vaka' tespitlerine de müdahale edebileceği anlamına gelir. Ayrım şöyledir: - Maddi Vaka Denetimi: Olayın nasıl gerçekleştiğine, delillerin ispat gücüne ve hangi delilin diğerine üstün tutulacağına ilişkin incelemedir. Bu denetim, kural olarak istinaf mahkemesinin görevidir. Yargıtay, 'tanık A mı doğru söylüyor, B mi?' veya 'bu delil yeterli mi, değil mi?' gibi konulara girmez. - Hukuki Denetim: Tespit edilen maddi vakaya, hukuk kurallarının (kanunların) doğru uygulanıp uygulanmadığının incelenmesidir. Yargıtay'ın asıl görevi budur. Ancak, metindeki ifade Yargıtay'ın bu kurala getirdiği bir istisnayı vurgular. Eğer ilk derece veya istinaf mahkemesi, maddi vakayı tespit ederken veya delilleri değerlendirirken, hayatın olağan akışına, temel mantık kurallarına, fizik veya kimya gibi pozitif bilimlerin verilerine açıkça aykırı bir sonuca varmışsa, bu durum artık basit bir 'delil takdiri' hatası olmaktan çıkar, bir 'hukuka aykırılık' haline gelir. Örneğin, bir tanığın aynı anda iki farklı şehirde olamayacağını kabul etmek bir bilimsel gerçektir; mahkeme bu gerçeğe aykırı bir tespitte bulunursa, Yargıtay bu 'akla ve bilime aykırı' tespiti denetleyebilir ve bozabilir. Bu, temyiz denetiminin, bariz ve vahim maddi hataları da kapsayacak şekilde genişletilmesidir.