HMK ve ilgili Yargıtay kararlarına göre, gerekçesi açıklanmadan tefhim edilen kısa karara karşı kanun yolu süresinin işlemeyeceği ilkesi, 'hukuki güvenlik ve istikrar' ilkesini zedeler mi? Bu uygulamanın, davaların makul sürede bitirilmesi hedefiyle olan ilişkisini tartışınız.
Hayır, tam tersine bu ilke 'hukuki güvenlik ve istikrar' ilkesini korur. Hukuki güvenlik, kişilerin hukuki durumlarının öngörülebilir olmasını ve devletin eylemlerine güvenebilmesini gerektirir. Eğer süre, gerekçesi bilinmeyen bir kararla başlatılırsa, kişiler haklarını neye göre arayacaklarını bilemezler ve bu durum bir belirsizlik ve güvensizlik ortamı yaratır. Yargıtay ve AYM'nin 'süre, gerekçeli kararın tebliği ile başlar' şeklindeki içtihadı, kanun yoluna başvuru hakkının 'etkili' bir şekilde kullanılabilmesi için öngörülebilir ve güvenli bir zemin oluşturur. Bu ilke, davaların makul sürede bitirilmesi hedefiyle bir çelişki değil, bir denge içindedir. Adil yargılanma hakkı, süratten feda edilemez. Mahkemelerin kararlarını makul bir sürede gerekçeli olarak yazıp tebliğ etmeleri, hem adil yargılanma hem de makul sürede yargılanma hakkının bir gereğidir. Sorun, sürenin gerekçeli kararla başlamasında değil, ilk derece mahkemelerinin gerekçeli kararlarını geç yazmasında yatmaktadır. Gerekçeyi görmeden başvuruyu zorunlu kılmak, adaleti hızlandırmak değil, kalitesini düşürmek anlamına gelir.