Bir hukuk davasında, ilk derece mahkemesi kararının tefhimi sırasında istinaf süresini 'tebliğden itibaren 2 hafta' olarak belirtmiş, ancak gerekçeli kararda bu süreyi 'tefhimden itibaren 2 hafta' olarak yazmıştır. Başvurucu, tefhime güvenerek tebliğden itibaren süresinde başvuru yapmış ancak başvurusu 'süre aşımı' nedeniyle reddedilmiştir. Bu durumu, AYM'nin Nihal Uslukol kararı ve 'hukuki güvenlik' ilkesi açısından değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #30069

Bu durum, Anayasa m. 36'da güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının açık bir ihlalidir. AYM'nin Nihal Uslukol kararında da vurguladığı gibi, 'derece mahkemesi kararında gösterilen başvuru mercii ve süresine ilişkin bilgiye güvenilerek ve buna uygun şekilde yapılan kanun yolu başvurularının süre aşımından reddedilmesi başvurucular üzerinde öngörülemez ağır bir yüke sebep olur'. Mahkemelerin, kanun yolu süreleri gibi hak düşürücü süreler konusunda tarafları doğru ve açık bir şekilde bilgilendirme yükümlülüğü vardır. Olayda, ilk derece mahkemesi tefhim sırasında verdiği bilgiyle tarafta meşru bir beklenti yaratmıştır. Başvurucunun, mahkemenin kendi beyanına güvenerek hareket etmesi doğaldır. Daha sonra gerekçeli kararda farklı bir süre belirtilmesi ve kanun yolu merciinin bu çelişkili durumu başvurucu aleyhine yorumlayarak başvuruyu reddetmesi, 'hukuki güvenlik' ve 'öngörülebilirlik' ilkelerini zedeler. Başvurucu, devletin bir organı olan mahkemenin neden olduğu bir hatanın mağduru durumuna düşürülmüştür. Bu, mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahaledir ve AYM bu tür durumlarda hak ihlali kararı vermektedir.