AİHM'in Hadjianatassiou/Yunanistan kararında, kısa temyiz süresi nedeniyle gerekçeli kararı görmeden başvuru yapmak zorunda kalan başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu kararı, Türkiye'deki 'süre tutum dilekçesi' uygulaması ve ceza davalarındaki 'tefhimle başlayan kanun yolu süreleri' ile karşılaştırarak, uygulamanın AİHS m. 6 ile uyumluluğunu tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #30062

AİHM'in Hadjianatassiou kararı, Türkiye'deki 'süre tutum' uygulamasının ve tefhimle başlayan kanun yolu sürelerinin AİHS m. 6 ile uyumluluğu konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. AİHS m. 6'ya göre, kanun yoluna başvuru hakkı sadece teorik değil, 'etkili' olmalıdır. Bir kararın gerekçesini bilmeden o karara karşı etkili bir şekilde itiraz etmek mümkün değildir. Hadjianatassiou kararında AİHM, tam da bu noktaya vurgu yaparak, kişilerin temyiz hakkını etkili bir biçimde kullanabilmesinin, kararların gerekçelerinin yeterli açıklıkta olmasına bağlı olduğunu belirtmiştir. Türkiye'deki uygulama, kişiyi gerekçeyi bilmeden, süreyi kaçırmamak için içeriği boş bir 'süre tutum' dilekçesi vermeye zorlamaktadır. Bu durum, kanun yoluna başvuru hakkını şekli bir formaliteye indirgemekte ve 'etkili başvuru' ilkesini zedelemektedir. Sanık veya müdafii, hangi delile neden üstünlük tanındığını, savunmalarının neden kabul edilmediğini bilmeden, soyut bir başvuru yapmak zorunda kalmaktadır. Bu, AİHM'in aradığı 'silahların eşitliği' ve 'savunma için gerekli kolaylıklara sahip olma' ilkeleriyle de çelişir. Dolayısıyla, tefhimle başlayan ve kişiyi gerekçeyi görmeden başvurmaya zorlayan bu sistemin, Hadjianatassiou kararında belirtilen ilkeler uyarınca AİHS m. 6'yı ihlal ettiği güçlü bir şekilde savunulabilir.