Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/434 sayılı kararında, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak bir dosyada tebliğname düzenleyen bir kişinin, daha sonra Yargıtay üyesi olarak aynı dosyanın temyiz incelemesine katılması CMK m. 22/1-g'ye aykırı bulunmuştur. Bu kararın temelindeki 'tarafsızlık' ilkesini ve 'görünüşte tarafsızlık' (objektif tarafsızlık) kavramını açıklayınız.
Bu kararın temelinde, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından olan 'hâkimin tarafsızlığı' ilkesi yatmaktadır. Tarafsızlık, iki boyutta incelenir: 1) Sübjektif Tarafsızlık: Hâkimin kişisel olarak önyargısız olmasıdır. 2) Objektif Tarafsızlık (Görünüşte Tarafsızlık): Hâkimin kişisel tutumundan bağımsız olarak, kurumun ve yargılama sürecinin dışarıdan bakıldığında tarafsız olduğu izlenimini vermesidir. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, bir dosyada tebliğname düzenleyerek, o davanın esası hakkında hukuki görüşünü 'iddia makamı' adına ortaya koyar. Bu kişi, davanın bir 'tarafı' konumundadır. Aynı kişinin daha sonra Yargıtay üyesi olarak 'yargılama makamına' geçip aynı dosyada karar vermesi, objektif tarafsızlığı ortadan kaldırır. Kişi sübjektif olarak ne kadar tarafsız olursa olsun, daha önce iddia makamı olarak görüş bildirdiği bir davada şimdi yargıç olarak karar vermesi, 'görünüşte' taraflı olduğu izlenimini yaratır. AİHM'in Piersack/Belçika kararında da vurgulandığı gibi, bu durum adil yargılanma hakkının ihlalidir. CGK, CMK m. 22/1-g'deki 'Aynı davada Cumhuriyet savcılığı... yapmışsa' hükmünü geniş yorumlayarak, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığını da bu kapsama dahil etmiş ve objektif tarafsızlığı sağlamayı amaçlamıştır.