Anayasa Mahkemesi'nin Bilal Celalettin Şaşmaz başvurusunda (B. No: 2019/20791), FETÖ/PDY üyeliği suçundan mahkûmiyete dayanak gösterilen delillerin suç ve cezaların kanuniliği ilkesi bağlamında öngörülebilirlik açısından değerlendirilmesi nasıl yapılmıştır?
AYM'nin Bilal Celalettin Şaşmaz başvurusunda, başvurucunun FETÖ/PDY üyeliği suçundan mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan eylemlerin (sohbet toplantılarına katılma, Aktif Eğitim-Sen üyeliği, HTS kayıtları) suç ve cezaların kanuniliği ilkesi (Anayasa 38/1) kapsamında öngörülebilirlik açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. AYM, Yargıtay içtihatlarına atıfla (örn. Yargıtay 16. CD ve CGK kararları), FETÖ/PDY'nin başlangıçta dinî bir cemaat veya sivil toplum örgütü olarak algılandığını ve illegal yönünün bilinmediği bir dönemde irtibat ve iltisak kuran kişilerle, örgütün nihai amacını bilen örgüt mensuplarının ayrılması gerektiğini belirtmiştir (AYM, § 48-51). AYM'ye göre, bir kimsenin FETÖ/PDY üyeliğinden cezalandırılması için 'örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi' gerekir (AYM, § 47, 51). Somut olayda, mahkemelerin başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıyıp taşımadığına dair bir değerlendirme yapmadığı, sendika üyeliğinin tek başına örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu göstermediği ve HTS kayıtlarının içeriği bilinmediği için örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir (AYM, § 56-59). AYM, başvurucunun, cezalandırılmasına dayanak yapılan eylemleri gerçekleştirdiği tarihlerde, dinî bir cemaat kisvesi altında olan yapıya mensup olduğu ya da en azından sempati duyduğu noktasında bir tereddüt bulunmamasına rağmen, yargı makamlarının başvurucunun FETÖ/PDY'nin nihai amacını ve yöntemlerini bildiğini veya örgütlenme piramidinin üst katlarında yer alan örgüt mensuplarından biri olduğunu ortaya koyamadığını belirtmiştir (AYM, § 63). Bu durumda, başvurucunun eylemlerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngöremediği sonucuna varılmış ve mahkûmiyetin suçun öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulmasıyla mümkün olduğu, bunun da Anayasa'nın 38/1'ini ihlal ettiği kararına varılmıştır (AYM, § 64-65).