CMK'nın 206/2-a ve 217/2 maddelerinde düzenlenen 'Hukuka Aykırı Elde Edilen Delillerin' ceza muhakemesinde kullanılmama ilkesini ve bu ilkenin Anayasa ile ilişkisini açıklayınız. Ayrıca, Yargıtay'ın bu konudaki farklı yorumlarını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #296331

CMK'nın 206/2-a maddesi, ortaya konulması istenilen bir delilin kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddedileceğini hükmederken, 217/2 maddesi ise yüklenen suçun hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceğini belirtmektedir. Bu hükümler, ceza muhakemesinde 'hukuka aykırı delil yasağı' ilkesinin temelini oluşturur. **Anayasa ile İlişkisi:** Bu ilke, doğrudan Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasına dayanır: 'Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.' Anayasal düzenleme, hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağını emredici bir şekilde ortaya koymuştur. Bu, hukuk devleti ilkesinin ve adil yargılanma hakkının bir gereğidir. **Yargıtay'ın Farklı Yorumları ve Tartışma:** Temel olarak iki görüş bulunmaktadır: 1. **Mutlak Delil Yasağı Görüşü (Baskın Görüş):** Bu görüş, Anayasa 38/6 ve CMK 206/2-a, 217/2 maddelerinin yoruma ihtiyaç duymayacak kadar açık olduğunu savunur. Buna göre, delil elde etmede önemsiz, basit, sonuca etkili olmayan şekli aykırılıklar ile esasa ilişkin aykırılıklar arasında bir ayrım yapılmaz. İhlal edilen hak ile kamu yararı karşılaştırması (orantılılık/ölçülülük ilkesi) yapılmaz. Hukuka aykırı elde edilen delil, aykırılığının niteliğine bakılmaksızmaksızın yargılamanın hiçbir aşamasında kullanılamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.11.2005 tarih ve 2005/144-150 K. sayılı (izinsiz hint keneviri ekme) ve 17.11.2009 tarih ve 2009/264 K. sayılı (sahte rakı üretimi) kararları bu görüşü desteklemektedir. Bu kararlar, hukuka aykırı aramada elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını açıkça belirtmiştir. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ'nin 2015/24093 K. sayılı kararı da bu mutlak yasağı destekler niteliktedir. 2. **Nispi/Orantılılık İlkesi Görüşü (Azınlık/Tartışmalı):** Bu görüş, hukuka aykırı elde edilen delillerin, ihlalin niteliğine ve kamu yararına göre istisnai durumlarda kullanılabileceğini savunur. Özellikle, delil elde etmedeki aykırılığın adil yargılanma hakkını esaslı bir şekilde ihlal etmemesi veya suçun topluma verdiği zararın, delilin hukuka aykırı elde edilmesinden kaynaklanan zarardan daha ağır olması durumunda delilin kullanılabileceği iddia edilir. YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ'nin 2013/5127 E., 2013/17549 K. sayılı kararının çoğunluk görüşü, kaçak parfüm olayında, sanığın rızasıyla bagajını açtığı ve insan sağlığına zararlı olabilecek ürünlerin ele geçirilmesinin topluma verdiği zararın daha fazla olduğu gerekçesiyle, hukuka aykırı olsa bile delilin kullanılabileceğini belirtmiştir. Ancak bu karar, dissenting opinion ile şiddetle eleştirilmiştir. Bu görüş, Alman hukuk sistemindeki 'orantılılık ilkesine' benzetilebilir ancak Türk hukukunda Anayasal düzeyde mutlak yasak bulunduğu için bu yorum tartışmalıdır. Sonuç olarak, Türk hukuk sisteminde Anayasal düzeyde 'mutlak delil yasağı' benimsenmiş olup, hukuka aykırı elde edilen delillerin ceza muhakemesinde kullanılması kural olarak mümkün değildir. Yargıtay'ın bazı kararlarındaki 'orantılılık' yorumları, delilin elde edilme şeklinin hukuka aykırı olup olmadığının tespiti aşamasındaki yorum farklılıkları olarak anlaşılmalıdır. YCGK'nın 2019/439 K. sayılı son dönem kararı, yasadışı aramada ele geçirilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve kullanılamayacağı yönündeki baskın görüşü yeniden teyit etmiştir.