Kasten öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanan bir sanığın eylemi, Yargıtay tarafından 'eyleme bağlı ortaya çıkan kastının yaralamaya yönelik olduğu' gerekçesiyle bozulduğunda, mahkemenin kasten yaralama suçundan ceza verirken temel cezayı belirlemede dikkat etmesi gereken ilke nedir? (Bkz: Y1CD-K.2015/1810)
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2015/1810 K. sayılı kararında bu durum açıkça belirtilmiştir. Sanığın eylemi, her ne kadar öldürmeye teşebbüs olarak vasıflandırılamasa da, mağdurda çok ağır sonuçlar (organ işlevinin sürekli zayıflaması, ağır dereceli kemik kırığı vb.) meydana getirmiştir. Suç vasfı 'kasten yaralama' olarak değiştiğinde, mahkeme bu ağır neticeleri cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate almak zorundadır. Kararda belirtildiği üzere, mahkeme TCK m. 86/1'e göre temel cezayı belirlerken, TCK m. 61'deki ölçütleri (meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı vb.) gözeterek 'üst sınıra yakın' bir ceza tayin etmelidir. Yani, eylemin öldürmeye teşebbüs sayılmaması, sanığın en alt sınırdan cezalandırılacağı anlamına gelmez. Suçun yarattığı ağır sonuçlar, temel cezanın teşdiden (ağırlaştırılarak) belirlenmesini gerektirir. Mahkemenin, bu kadar vahim bir yaralamada temel cezayı alt sınırdan belirlemesi, orantılılık ilkesine aykırı olur.