TCK m. 250'de düzenlenen irtikap suçunda, mağdurun 'meşru zeminde' olup olmamasının, özellikle icbar suretiyle irtikap ve rüşvet suçlarının ayrımında bir önemi var mıdır? Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/5562 E. sayılı kararı bu konuda nasıl bir ipucu vermektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #296110

Evet, mağdurun meşru bir zeminde olup olmaması, suçun nitelendirilmesinde, özellikle icbar suretiyle irtikap ve rüşvet suçlarının ayrımında önemli bir kriterdir. İcbar suretiyle irtikapta (TCK m. 250/1), genellikle mağdur meşru bir zemindedir ve 'haklı bir işinin' kamu görevlisi tarafından yapılmayacağı veya geciktirileceği endişesiyle manevi baskı altına alınır. Mağdur, yasal hakkını elde etmek için haksız bir menfaati vermeye zorlanır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2014/5562 E. sayılı kararında ise mağdur, hakkında arama kaydı bulunan, yani 'meşru zeminde olmayan' bir kişidir. Kolluğun 'yasal işlem yaparız' demesi, mağdurun yasal bir hakkını engelleme tehdidi değil, yasadışı durumunun sonuçlarının kendisine hatırlatılmasıdır. Mağdur, yasal bir hakkını korumak için değil, yasadışı bir durumdan kurtulmak için menfaat teklifini kabul etmiştir. Bu durumda, iki tarafın da (menfaat karşılığı işlem yapmayan kamu görevlisi ve yakalanmaktan kurtulmak isteyen kişi) menfaati hukuka aykırıdır. Bu durum, eylemin karşılıklı bir 'anlaşma' niteliği taşıdığını gösterir ve rüşvet suçunun (TCK m. 252) unsurlarına daha yakındır. Dolayısıyla, mağdurun talebinin meşru olup olmaması, failin eyleminin 'icbar' mı yoksa 'rüşvet anlaşması teklifi' mi olduğunu belirlemede önemli bir rol oynar.