TCK m. 250/2'de düzenlenen ikna suretiyle irtikap suçu ile dolandırıcılık suçu arasındaki temel farklar nelerdir? Bu suçun oluşumu için kamu görevlisinin hangi yetisini kötüye kullanması gerekmektedir?
İkna suretiyle irtikap (TCK m. 250/2) ile dolandırıcılık suçu (TCK m. 157) arasındaki temel fark, failin sıfatı ve eylemin işleniş biçimidir. Her iki suçta da hileli davranışlarla mağdurun aldatılması söz konusudur. Ancak ikna suretiyle irtikap suçunda; 1) Fail, bir kamu görevlisi olmalıdır. 2) Fail, bu suçu 'görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle' işlemelidir. Dolandırıcılık suçunda ise failin kamu görevlisi olması şart değildir. İkna suretiyle irtikapta, kamu görevlisi, görevinin kendisine sağladığı saygınlık ve güveni kullanarak, mağduru aslında ödemesi gerekmeyen bir parayı veya menfaati, sanki yasal bir zorunlulukmuş gibi hileli davranışlarla ödemeye veya sağlamaya ikna etmektedir. Mağdur, sağladığı menfaatin haksız olduğunu bilmemektedir. Örneğin, bir mahkeme kalem müdürünün, harç gerektirmeyen bir işlem için vatandaştan 'bunun harcı var' diyerek para alması ikna suretiyle irtikaptır. Burada fail, kamu görevlisi sıfatı ve görevinin sağladığı güven olmasaydı, mağduru ikna edemeyecekti. Bu unsur, suçu basit bir dolandırıcılıktan ayırır. (Bkz: TCK m. 250 Gerekçesi ve Ceza Genel Kurulu - Karar: 2018/223).