HMK m. 318'in katı bir şekilde uygulanması, yani dilekçelerde belirtilmeyen hiçbir delilin sonradan kabul edilmemesi, Anayasa'nın 36. maddesindeki 'hak arama hürriyeti' ve 'adil yargılanma hakkı' ile çelişir mi? Bu konuda bir denge nasıl kurulabilir?
Bu, doktrinde tartışmalı bir konudur. HMK m. 318'in katı uygulanması, usul ekonomisi ve yargılamanın hızlandırılması amacına hizmet ederken, tarafın kusuru olmaksızın sonradan ulaştığı bir delili sunamaması hak arama hürriyetini kısıtlayabilir. Denge, HMK m. 145'in (sonradan delil gösterme) kıyasen uygulanması ile kurulabilir. Tarafın kusuru yoksa ve delilin sonradan sunulması yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa, mahkemenin bu delili kabul etmesi adil yargılanma hakkının bir gereği olarak görülebilir. Yargıtay 22. HD'nin 2014/22376 E. sayılı kararı da savunma hakkının kısıtlanmaması gerektiğine işaret etmektedir.