CMK m. 311/1-(b) uyarınca, bir tanığın 'ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta' bulunduğunun anlaşılması da yargılamanın yenilenmesi sebebidir. 'İhmal ile yalan tanıklık' kavramı ile 'kasıtlı yalan tanıklık' arasındaki fark nedir? Bir tanığın olayı yanlış hatırlaması bu kapsama girer mi?
TCK m. 272, yalan tanıklık suçunun ancak 'kasten' işlenebileceğini düzenler; taksirli veya ihmali hali suç değildir. Ancak CMK m. 311/1-b, yargılamanın yenilenmesi için tanığın sadece 'kasıtla' değil, 'ihmal ile' de gerçek dışı tanıklıkta bulunmasını yeterli görmektedir. Bu, ceza hukuku sorumluluğu ile muhakeme hukukundaki yenileme sebebinin farklılaştığı bir noktadır. 'Kasıtlı yalan tanıklık', tanığın bilerek ve isteyerek gerçeği saptırmasıdır. 'İhmal ile gerçek dışı tanıklık' ise, tanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, olayı yanlış algılaması, eksik veya hatalı anlatması ve bu durumun hükmü etkilemesidir. Örneğin, tanığın olaydaki kişiyi başka birine benzetmesi veya olayın zamanını karıştırması ihmali bir hata olabilir. Ancak tanığın olayı sadece 'yanlış hatırlaması', eğer bu durum bir dikkat ve özen eksikliğinden kaynaklanmıyorsa (örneğin olayın üzerinden çok uzun zaman geçmesi gibi), ihmal kapsamında değerlendirilmeyebilir. Hakim, tanığın durumunu ve hatanın niteliğini takdir edecektir.