HMK m. 29 ve TMK m. 2'nin uygulanmasında, hakimin tarafların 'içsel niyetini (kastını)' araştırması gerekir mi, yoksa eylemin objektif olarak dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmesi yeterli midir? Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014/5221 E. sayılı kararındaki ifadeler bu konuda ne gibi bir ipucu vermektedir?
Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağının uygulanmasında, tarafın 'zarar verme kastı' gibi sübjektif bir niyetin varlığı aranmaz; eylemin objektif olarak dürüstlük kurallarına aykırı olması yeterlidir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/5534 K. sayılı kararında, 'Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır' denilmektedir. Bu ifade, sübjektif kötü niyetin (kastın) şart olmadığını, eylemin objektif sonucunun (borçlunun zarara uğraması, alacaklının sebepsiz zenginleşmesi) dürüstlük kuralına aykırılık tespiti için yeterli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Önemli olan, hak sahibine sağlanan yarar ile başkasına verilen zarar arasındaki aşırı dengesizlik ve davranışın toplumdaki genel dürüstlük anlayışına uymamasıdır.