Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2015/8179 Esas ve 2016/5924 Karar sayılı kararında, 'resmi sıfat takınarak hırsızlık' eylemi ve TCK m. 264 (Özel İşaret ve Kıyafetleri Usulsüz Kullanma) ile TCK m. 42 (Bileşik Suç) arasındaki ilişki nasıl değerlendirilmiştir? Yargıtay'ın bu konuda verdiği karar ve gerekçesini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #293550

Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 09.05.2016 tarihli 2015/8179 Esas ve 2016/5924 Karar sayılı kararında, sanığın askeri üniforma üzerinde kendisini üsteğmen olarak tanıtarak güven telkin etmesi ve bu samimiyete istinaden yardım toplama bahanesiyle para alması şeklinde gerçekleşen eylem incelenmiştir. **Hukuki Nitelendirme ve TCK m. 42 İlişkisi:** Kararda, sanığın eyleminin 'kamu kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu' oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmediği belirtilmiştir. Önemli nokta şudur: * Sanık hakkında ayrıca TCK m. 264 (Özel İşaret ve Kıyafetleri Usulsüz Kullanma) maddesinden de dava açıldığı halde, ilk derece mahkemesi 'eylemin TCK m. 42 madde hükmü kapsamında bileşik suç niteliği taşıdığından bahisle TCK m. 264/1-2. maddesinden mahkumiyet kararı verilmemiştir'. Yargıtay, aleyhe temyiz bulunmadığından bu durumu bozma sebebi yapmamıştır (Yargıtay 23. Ceza Dairesi, E: 2015/8179, K: 2016/5924, T: 9.05.2016). Bu karar, 'askeri üniforma üzerinde resmi sıfat takınma' eyleminin, 'dolandırıcılık' suçunun nitelikli hallerinden biri olan 'kamu kurumunun araç olarak kullanılması' unsurunu oluşturması nedeniyle, TCK m. 42'deki bileşik suç prensibi uyarınca TCK m. 264'teki suçun dolandırıcılığın içinde eridiği ve ayrıca cezalandırılamayacağı yaklaşımını benimsemiştir. Dolayısıyla, özel işaret ve kıyafetlerin usulsüz kullanılması fiili, dolandırıcılık suçunun oluşumunda bir 'araç suç' olarak kalmakta ve bileşik suç kuralı gereği bağımsız bir ceza verilmemektedir.