Türk Ceza Kanunu'nda 'ısrarlı takip (stalking)' kavramının ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmemesinin hukuki ve sosyal sonuçlarını İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun bağlamında kritik bir şekilde değerlendiriniz. Doktrindeki bu konudaki hakim görüşü ve yasal düzenleme çağrılarını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #292289

Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) 'ısrarlı takip (stalking)' kavramı, ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmemiştir. Bunun yerine, ısrarlı takip fiilleri, TCK m.123'teki 'kişilerin huzur ve sükununu bozma' suçu veya cinsel taciz, özel hayatın gizliliğini ihlal, tehdit, şantaj, hakaret gibi diğer suç tipleri kapsamında ya da Kabahatler Kanunu'ndaki bazı fiillerle cezalandırılmaya çalışılmaktadır. (sen.av.tr/tr/makale/huzuru-ve-sukunu-bozma-suçu-ve-israrli-takip-(stalking)) **Hukuki ve Sosyal Sonuçları:** 1. **Kanunilik İlkesi Sorunu:** TCK m.123'teki 'aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranış' ibaresi, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi açısından belirsizlik ve öngörülebilirlik sorunları yaratmaktadır. Bu geniş ve soyut tanım, hangi davranışların ısrarlı takip olarak cezalandırılacağını netleştirmemekte, failin hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir. 2. **Yetersiz Caydırıcılık:** TCK m.123 için öngörülen ceza (üç aydan bir yıla kadar hapis), ısrarlı takibin mağdur üzerindeki ciddi psikolojik ve fiziksel etkileri (korku, çaresizlik, yaşam kalitesinin düşmesi, şiddet riski) göz önüne alındığında yetersiz kalmaktadır. Bu durum, fiilin ciddiyetini yansıtmamakta ve caydırıcılığı sağlamamaktadır. (GREVIO raporu ve eleştirileri bu noktayı vurgular). 3. **Mağdur Koruma Eksikliği:** Israrlı takip mağdurlarının (genellikle kadınların) yaşadığı mağduriyetin tam olarak karşılanamaması ve fiilin ciddiyetine uygun bir hukuki karşılık bulamaması, mağduriyetin devamına yol açabilir. 4. **Uluslararası Yükümlülüklerin İhlali:** Türkiye'nin imzacısı olduğu ve sonradan çekildiği İstanbul Sözleşmesi'nin 'Taciz amaçlı takip' başlıklı 34. maddesi, taraf devletlere ısrarlı takip fiillerinin cezalandırılması için gerekli yasal tedbirleri alma yükümlülüğü getirmiştir. İstanbul Sözleşmesi'nin uzmanlar komitesi GREVIO'nun raporu, Türk Ceza Kanunu'nda ısrarlı takibin ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmediğini ve mevcut suç tiplerinin yeterince etkin ve kapsayıcı olmadığını belirtmiştir. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi ve halen ayrı bir düzenleme yapmaması, bu uluslararası yükümlülükler açısından bir eksiklik olarak görülmektedir. **6284 Sayılı Kanun Bağlamında:** 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 'tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması' amacını taşır (6284 SK m.1). Yönetmelikte 'Tek taraflı ısrarlı takip'in tanımı yapılmış ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla tedbirler (yaklaşmama, iletişim kurmama, rahatsız etmeme vb. - 6284 SK m.5) öngörülmüştür. Tedbir kararlarına aykırılık halinde zorlama hapsi (6284 SK m.13) düzenlenmiştir. Ancak doktrin, 6284 sayılı Kanun'un koruyucu ve önleyici tedbirler sunmasına rağmen, Ceza Kanunu'nda müstakil bir suç tipi olmaması nedeniyle ısrarlı takibe karşı tek başına yeterli etkiyi ve caydırıcılığı sağlamadığını savunmaktadır. **Doktrindeki Hakim Görüş ve Yasal Düzenleme Çağrıları:** Doktrinde hakim görüş, ısrarlı takibin (stalking) ayrı bir suç tipi olarak TCK'ya eklenmesi gerektiği yönündedir. Bu, Alman Ceza Kanunu'nun 238. maddesi gibi, 'kanunilik' ve 'belirlilik' ilkelerine uygun bir düzenleme olmalıdır (TCK'ya 123/A maddesi eklenmesi önerisi). Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da (örneğin CMK 91 ve 100'de) tedbir gözaltısı ve tedbir tutuklaması gibi kurumların getirilerek, ısrarlı takip fiillerinin şiddet, yaralama veya öldürme gibi daha ağır neticelere dönüşmesini önlemek için etkili ve caydırıcı önleyici tedbirlerin hukukumuzda hayata geçirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Sonuç olarak, ısrarlı takibin mevcut TCK düzenlemesi kapsamında yetersiz kaldığı ve uluslararası yükümlülükler ile mağdur hakları açısından yeni ve müstakil bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu akademik çevrelerce ve uygulayıcılar tarafından dile getirilmektedir.